TURKDERM: 52 (4)
Volume: 52  Issue: 4 - 2018
Hide Abstracts | << Back
REVIEW ARTICLE
1.Omalizumab in chronic urticaria: A comprehensive review
Emek Kocatürk Göncü, Kübra Kızıltaç, Tabi Leslie
doi: 10.4274/turkderm.26987  Pages 112 - 119
Humanize monoklonal anti-immunoglobulin E antikoru olan omalizumab ilk kez alerjik solunum yolu hastalıklarının tedavisi için geliştirilmiş olup 2014 yılında antihistamin dirençli kronik spontan ürtiker tedavisi için onay almıştır. Henüz indüklenebilir ürtikerin tedavisinde onaylanmamış olmasına rağmen tüm kronik ürtiker (KÜ) alt tiplerinde başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Klinik çalışmalarda ve gerçek yaşam verilerinde bildirilen hafif yan etkiler güvenli bir ilaç olduğunu düşündürmektedir. KÜ’deki kullanımına ait cevaplanmamış sorular kullanım süresi, tedavinin nasıl kesileceği ve uzun dönem yan etkileridir. Bu derlemede bu sorulara ilişkin cevaplar verilmeye çalışılmaktadır.
Omalizumab is a humanized monoclonal anti-immunoglobulin E which is originally developed for the treatment of allergic respiratory disorders, but has been approved for the treatment of antihistamine-resistant chronic spontaneous urticaria in 2014. It has become a game changer in the treatment of all subtypes of chronic urticaria (CU) even though it has not been yet approved for inducible urticarias. It is a safe drug with minor adverse events reported in the clinical trials as well as real life studies. The main questions that remain to be answered regarding its use for CU are the duration of treatment, how to cease the treatment and safety of long-term use. Available information about these questions are tried to be provided in this review.

ORIGINAL INVESTIGATION
2.The role of thiol/disulfide homeostasis in psoriasis: Can it be a new marker for inflammation?
Pelin Üstüner, Ali Balevi, Mustafa Özdemir, Oktay Olmuşçelik, Gözde Ülfer, Türkan Yiğitbaşı
doi: 10.4274/turkderm.62558  Pages 120 - 125
Amaç: Psoriazis vulgaris oksidatif stres ve dokuda enflamasyon ile seyreden kronik, sistemik enflamatuvar bir hastalıktır. Tiyol ve disülfit seviyelerinin total oksidan durumun bir belirteci olarak enflamatuvar hastalıklarda arttığı gösterilmiştir. Bugüne kadar, seboreik dermatit, atopik dermatit, alopesi areata, akut ürtiker ve melasma gibi birçok dermatolojik hastalıkta tiyol/disülfit homeostazındaki dengesizlik ya da anormalliklerin etiyopatogenetik rolü olduğu gösterilmiştir. Psoriazis vulgariste tiyol ve disülfit kan seviyelerinin ya da tiyol/disülfit oranlarının artışını araştırmak ve yeni prognostik enflamatuvar belirteç olarak kullanılabilirliğini belirlemeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Biyopsi ile tanı almış 29 psoriazis hastasındaki ve 30 sağlıklı kontrol grubunda natif tiyol, total tiyol ve disülfit kan seviyeleri araştırıldı. Natif-total tiyol, disülfit-natif tiyol ve disülfit-total tiyol oranları iki grup arasında karşılaştırıldı. Psoriazisli hastalarda bu ölçümler ve Psoriazis Alan ve Şiddet İndeks (PAŞİ) değerleri arasındaki korelasyonda incelendi.
Bulgular: Psoriazisli hastalarda kontrol grubuna oranla disülfit seviyeleri daha yüksekti (p=0,021; p<0,05); ancak, natif tiyol ve total tiyol seviyeleri benzerdi, ayrıca disülfit/natif tiyol ve disülfit/total tiyol oranları da her iki grupta benzerdi (p>0,05). PAŞİ değerleri ile total tiyol, natif tiyol ölçümleri, disülfit/natif tiyol ve disülfit/total tiyol oranları arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p>0,05).
Sonuç: Oksidatif stres ve doku enflamasyonunun bir sonucu olarak psoriazisde tiyol/disülfit dengesizliğini gösteren kan disülfit seviyelerindeki artış anlamlı bulundu. Ancak, disülfit miktarı PAŞİ kullanılarak ölçülen psoriazis şiddeti ile kesin pozitif bir korelasyon göstermemekteydi.
Background and Design: Psoriasis vulgaris is a chronic, systemic, inflammatory disease presenting with oxidative stress and tissue inflammation. Thiol and disulfide levels have been shown to increase in inflammatory diseases as a marker of total oxidant status. To date, imbalances or abnormalities in thiol/disulfide homeostasis have been shown to have an etiopathogenetic role in a few dermatological diseases, such as seborrheic dermatitis, atopic dermatitis, alopecia areata, acute urticaria, and melasma. We aimed to investigate whether blood thiol and disulfide levels or thiol/disulfide ratios are increased in psoriasis vulgaris and to determine whether they can be used as a novel prognostic inflammatory marker.
Materials and Methods: The blood levels of native thiol, total thiol and disulfide were analyzed in a total of 29 patients diagnosed with psoriasis vulgaris by biopsy and 30 healthy controls. Native-total thiol, disulfide-native thiol and disulfide-total thiol ratios were compared between the two groups. The correlation between these measurements and Psoriasis Area and Severity Index (PASI) values were also examined in patients with psoriasis.
Results: The disulfide levels were higher in patients with psoriasis vulgaris compared to the control group (p=0.021; p<0.05), however, the levels of native thiol and total thiol as well as the ratios of disulfide/native thiol and disulfide/total thiol were similar in both groups (p>0.05). PASI scores were not significantly correlated with the levels of total and native thiol and disulfide/native thiol and disulfide/total thiol ratios (p>0.05).
Conclusion: The increase in blood disulfide levels indicating a thiol/disulfide imbalance was significant in psoriasis vulgaris as a result of oxidative stress and tissue inflammation. However, the level of disulfide did not show a definite positive correlation with the severity of psoriasis measured using PASI.

3.Pregnancy outcomes in inflammatory skin diseases
Duru Tabanlıoğlu Onan, Ahu Yorulmaz, Asiye Uğraş Dikmen, Kadriye Yakut, İsmail Güler, Cemal Reşat Atalay, Refika Ferda Artüz, Başak Yalçın
doi: 10.4274/turkderm.59260  Pages 126 - 130
Amaç: Enflamasyon advers gebelik sonuçlarına yol açabilir. Romatoid artrit, enflamatuvar barsak hastalığı, sistemik lupus eritematozus ve psoriazis gibi enflamatuvar hastalıklar preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı ile ilişkilendirilmektedir. Çalışmamızın amaçları çeşitli enflamatuvar deri hastalıklarının (EDH) gebelik sonuçlarına etkisini ve EDH’nin gebelikteki seyrini değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Bu çok merkezli kohort çalışmasında, EDH hikayesi olan 32 gebe, sistemik hastalık tanılı 70 gebe ve 140 sağlıklı gebe şeklinde üç gruba ayrılmış toplam 242 gebe prospektif olarak analiz edildi.
Bulgular: Advers gebelik sonucu oranı EDH grubunda %34,4, sistemik hastalıklar grubunda %37,1 ve sağlıklı gebe grubunda %25 olarak tespit edildi (p=0,16). Gestasyonel diabetes mellitus (%12,5) ve gebelik dönemi tiroid disfonksiyonu (%9,4) EDH grubunda en sık görülen advers gebelik sonuçlarıydı. EDH’nin gebelik boyunca seyri hastaların %50’sinde stabil iken, %28,1’inde iyileşme, %21,9’unda ise kötüleşme kaydedildi.
Sonuç: EDH ve advers gebelik sonuçları arasında anlamlı bir ilişki gösterilemedi. EDH’nin çoğu gebelik döneminde ya stabil seyretti ya da düzeldi.
Background and Design: Inflammation can lead to adverse outcomes in pregnancy. Some inflammatory diseases, such as rheumatoid arthritis, inflammatory bowel disease, systemic lupus erythematosus, and psoriasis, are associated with preterm birth and low birth weight. The objectives of our study were to assess the effect of various inflammatory skin diseases (ISDs) on pregnancy outcomes and to evaluate the course of ISDs during pregnancy.
Materials and Methods: In this multicenter cohort study, a total of 242 pregnant women in three groups including 32 pregnants with a history of ISDs, 70 pregnants with a diagnosis of systemic disease and 140 healthy pregnants were prospectively analyzed.
Results: The rate of adverse pregnancy outcome was 34.4% in ISDs, 37.1% in systemic diseases and 25% in healthy pregnant groups (p=0.16). Gestational diabetes mellitus (12.5%) and thyroid dysfunction in pregnancy (9.4%) were the most common adverse outcomes of pregnancy seen in ISDs group. The disease course of ISDs was stable in 50%, improved in 28.1% and exacerbated in 21.9% of patients during pregnancy.
Conclusion: We could not demonstrate a significant association between ISDs and adverse pregnancy outcomes. Most of the ISDs were either stable or improved during pregnancy.

4.Evaluation of clinical course, histopathological and treatment characteristics of patients with Kaposi's sarcoma
Asude Kara Polat, Müge Göre Karaali, Ayşe Esra Koku Aksu, Cem Leblebici, Mehmet Salih Gürel
doi: 10.4274/turkderm.89982  Pages 131 - 136
Amaç: Kaposi sarkomu (KS) vasküler endotelin human herpes virüs-8 (HHV-8) ile ilişkili etiyopatogenezi tam olarak bilinmeyen anjiyoproliferatif bir hastalığıdır. Ülkemizde dermatoloji kliniklerinden KS ile ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma ile İstanbul ilinde KS’nin klinik seyir, histopatoloji ve tedavi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Nisan 2008-Aralık 2016 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvurmuş ve KS tanısı almış olan 77 hastanın klinik seyri, histopatoloji ve tedavi özellikleri hastane otomasyon sistemindeki kayıtlardan retrospektif olarak incelenmiştir.
Bulgular: Yetmiş yedi hastanın 25'i (%32,5) kadın, 52’si (%67,5) erkek olup, yaş ortalamaları 67,4±13,8 idi. Beş hastada (%6,5) oral mukozal tutulum bulunmakta idi. İnsan immün yetmezlik virüsü pozitifliği hastaların 4’ünde (%5,2) saptanmış olup, bu hastalarda mukozal ve visseral tutulum yoktu. İmmünohistokimyasal olarak değerlendirilen hastalarda HHV-8, CD-31 ve CD-34 pozitifliği sırası ile %94,0, %98,0 ve %84,2 saptandı. Çalışmamızda hastaların 3’ünde (%3,9) sekonder malignite (bir hastada lenfoma, bir hastada tiroid karsinomu ve bir hastada mesane karsinomu) mevcuttu. En sık kullanılan tedavi yöntemi monoterapi olarak kriyoterapi (%20,8), kombine tedavi olarak ise eksizyon ve kriyoterapi (%11,7) idi.
Sonuç: KS tanısında klinik ve histopatolojik özellikler önemlidir. Çalışmamızda KS hastalarının takibinde tedaviye yanıtsızlık oranı düşük ve progresyon nadir olarak görülmektedir. KS’ye eşlik edebilecek sekonder malignitelerin tarama ve takibi dikkatli yapılmalıdır.
Background and Design: Kaposi’s sarcoma (KS) is an angioproliferative disease of vascular endothelium associated with human herpes virus-8 (HHV-8). The purpose of this study was to evaluate the clinical course, histopathological and treatment characteristics in patients with KS.
Materials and Methods: A retrospective study was conducted on 77 patients with KS who attended the Dermatology Outpatient Clinic in the İstanbul Training and Research Hospital between April 2008 and December 2016. The clinical course, histopathological and treatment characteristics were evaluated from the hospital records.
Results: The mean age of the patients was 67.4±13.8 years. 67.5% of patients were male and 32.5% were female. Five patients (6.5%) had oral mucosal involvement. Human immunodeficiency virus positivity was detected in 4 patients (5.2%). HHV-8, CD-31 and CD-34 positivity were detected in 94.0%, 98.0% and 84.2% of patients, respectively. Three patients (3.9%) had secondary malignancy (1 patient had lymphoma, 1 had thyroid carcinoma and 1 had bladder carcinoma). The most commonly used treatments were cryotherapy (26.3%) as monotherapy, and excision and cryotherapy (14.8%) as combination therapy.
Conclusion: Clinical and histopathological features are important in establishing the diagnosis of KS. In our study, the rate of unresponsiveness to treatment observed in follow-up was low and progression was rare. Screening and follow-up of the secondary malignancies that may accompany KS should be carried out with caution.

5.Is there any association between mycosis fungoides and Th-1, Th-2 cytokines and transforming growth factor-beta 1 gene polymorphisms?
Serkan Yazıcı, Kenan Aydoğan, Hayriye Sarıcaoğlu, Emel Bülbül Başkan, Şükran Tunalı
doi: 10.4274/turkderm.30643  Pages 137 - 141
Amaç: Sitokinlerin mikozis fungoides (MF) gelişiminde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Sitokin üretimi genetik kontrol altındadır ve sitokin genlerinin allelik varyasyonları düşük veya yüksek sitokin üretimi ile ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı MF gelişimi veya progresyonunda risk faktörü olabilecek herhangi bir sitokin gen polimorfizminin belirlenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Interferon-gamma (IFN-γ)+874, interlökin (IL)-10-1082, IL-6-174, transforme edici büyüme faktör-beta 1 (TGF-β1) kodon 10 ve kodon 25 ve tümör nekroz faktörü-alfa (TNF-α)-308’in genotiplemesi, MF'li 55 Türk hastada yapıldı ve 50 sağlıklı kontrol ile karşılaştırıldı. IFN-γ+ 874, IL-10-1082, IL-6-174 ve TNF-α-308 gen polimorfizmleri için polimeraz zincirleme reaksiyonu (PCR)-kısıtlama parçası uzunluk polimorfizmi uygulandı. TGF-β1, kodon 10 ve kodon 25 polimorfizmleri PCR ile çoğaltılmış gen ürünlerinin doğrudan DNA dizilemesi ile genotiplendi.
Bulgular: Araştırılan beş sitokinden herhangi birinin genotip dağılımı hasta ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık göstermedi. İleri evre ve erken evre olgular ve sağlıklı kontroller arasında anlamlı fark yoktu.
Sonuç: Çalışılan sitokin gen polimorfizmlerinin hiçbiri, Türk popülasyonunda MF gelişimi veya progresyonu için risk faktörleri değildir, bununla birlikte daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Background and Design: Cytokines are considered to play a crucial role in the development of mycosis fungoides (MF). Cytokine production is under genetic control and allelic variations of cytokine genes are associated with lower or higher production of cytokines. The aim of this study was to determine any possible cytokine gene polymorphisms that may be a risk factor for the development or progression of MF.
Materials and Methods: Genotyping of interferon-gamma (IFN-γ)+874, interleukin (IL)-10-1082, IL-6-174, transforming growth factor-beta 1 (TGF-β1), codon 10 and codon 25, and tumor necrosis factor-alpha (TNF-α)-308 was undertaken in 55 Turkish patients with MF and compared to 50 healthy controls. Polymerase chain reaction (PCR)-restriction fragment length polymorphism was applied for IFN-γ+874, IL-10-1082, IL- 6-174 and TNF-α-308 gene polymorphisms. TGF-β1 was genotyped by direct DNA sequencing of PCR amplified gene products for codon 10 and codon 25 polymorphisms.
Results: Genotype distributions showed no significant difference between the patients and the controls for any of the five investigated cytokines. There was no significant difference between advanced stage and early stage cases and healthy controls.
Conclusion: None of the studied cytokine gene polymorphisms are risk factors for the development or progression of MF in the Turkish population, however, further studies are needed.

CASE REPORT
6.Papular mucinosis: A report of two cases
Selami Aykut Temiz, Arzu Ataseven, İlkay Özer, Recep Dursun, Sıddıka Fındık
doi: 10.4274/turkderm.57689  Pages 142 - 145
Papüler müsinozis (PM) (liken miksödematozis) likenoid papüller ve nodüller, dermal müsin birikimi ve değişken derecedeki fibrozis ile karakterize derinin oldukça nadir, kronik ve idiyopatik bir hastalığıdır. PM etiyolojisi bilinmeyen, literatürde yüz elli olgudan daha az bildirilmiş olan, oldukça nadir görülen bir hastalıktır. Literatürde seyrek görülmesi nedeniyle ek bir hastalıkla ilişkili olmayan iki PM olgumuzu sunmak istedik. Burada, 75 ve 38 yaşında iki erkek PM’li hasta monoklonal gammopati olmaksızın nadir olarak görüldüğünden dolayı sunulmaktadır.
Papular mucinosis (PM) (lichen myxoedematosus) is a unique, chronic idiopathic disease characterized by lichenoid papules or nodules due to dermal mucin deposition and a variable degree of fibrosis. PM is a quite rare disease of unknown etiology, with fewer than one hundred and fifty cases reported. In this paper, we present two cases of PM with no associated monoclonal gammopathy in two male patients aged 75 and 38 years, for its rare occurrence in the literature.

LETTER TO THE EDITOR
7.Have you ever seen a pathologist with acne vulgaris?
Çağrı Turan, Niymet Pelin Çavdar, Hatice Meral Ekşioğlu
doi: 10.4274/turkderm.33407  Pages 146 - 147

TIPS FOR INTERVENTIONAL DERMATOLOGY
8.A simple xanthelasma palpebrarum treatment: Scissor excision
Tamer İrfan Kaya, Ulaş Güvenç
doi: 10.4274/turkderm.46762  Pages 148 - 149

OTHER
9.Subject Index

Page E1

10.Referee Index

Page E2

11.Author Index

Page E3