TURKDERM: 53 (1)
Volume: 53  Issue: 1 - 2019
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL INVESTIGATION
1.Serum prostate spesific antigen levels in women with androgenetic alopecia
Gözde Kurtoğlu, Selma Emre, Ahmet Metin, Merve Ergin, Ozcan Erel, Akın Aktaş
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.25492  Pages 1 - 6
Amaç: Androgenetik alopesi (AGA) patogenezinde androjenlerin etkisi bilinmektedir. Çalışmalar ultrasensitif serum prostat spesifik antijen (PSA) analizinin hirsutizmli kadınlarda hiperandrojenizmin bir biyokimyasal belirteci olabileceğini göstermiştir. Bu nedenle AGA’lı kadınlarda
serum PSA değerlerinin, androjenlerin hedef organlardaki etkisinin bir belirteci olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı AGA’lı kadın hastalarda serum PSA düzeylerini araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Araştırma kapsamında toplam 100 AGA’lı kadın hasta ve 67 sağlıklı kadın gönüllü incelendi. Hastaların AGA tanısı öykü,
dermatolojik muayene ve saç çekme testi ile konuldu. Hastalık şiddeti Ludwig evrelemesine göre sınıflandırıldı. Total ve serbest PSA “Roche
Cobas e 601 immünoassay analizörde elektrokemilüminesans immünoassay” yöntemiyle çalışıldı.
Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 29’unda (%29) Ludwig 1, 64’ünde (%64) Ludwig 2, 7’sinde (%7) Ludwig 3 düzeyinde AGA tespit edildi. Total testosteron hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,03). Serbest PSA, total PSA, prolaktin, ferritin, kortizol, folikül uyarıcı hormonu, lüteinleştirici hormon, östradiol düzeyleri hem hasta hem de kontrol gruplarında normal sınırlar içindeydi ve her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı.
Sonuç: Çalışmamızda AGA’lı kadın hastalar ve sağlıklı kontrol grubu arasında serbest PSA (p=0,084) ve total PSA (p=0,285) serum düzeyleri açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Bu konuda geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Background and Design: The role of androgens in androgenetic alopecia (AGA) patogenesis is well known. Studies set forth that ultrasensitive serum prostate specific antigen (PSA) analysis could be a biochemical marker of hyperandrogenism in women with hirsutism. Serum PSA levels in women with AGA can be used as an indicator of the effect of androgens in target organs. The aim of this study was to investigate serum PSA levels in women with AGA.
Materials and Methods: A total of 100 female patients and a voluntary group of 67 healthy women were evaluated in this research. The diagnosis of AGA was established through history, dermotological evaluation and hair pull test. The degree of hair loss was categorized using the Ludwig scale. Total and free PSA were measured by an “Roche Cobas e 601 immunoassay analyser using the electrochemiluminescence immunoassay” method.
Results: Twenty-nine patients (29%) had Ludwig 1, 64 (64%) had Ludwig 2, and 7 (7%) had Ludwig 3 hair loss. Total testosterone level was significantly higher in patient group than in control group (p=0.03). The levels of free PSA, total PSA, prolactin, ferritin, cortisol, folliclestimulating hormone, luteinizing hormone, and estradiol were within the normal limits in both patient and control groups and there was no statistically significant difference between the groups (p>0.05).
Conclusion: In our study, there was no statistically significant difference in serum free PSA (p=0.084) and total PSA (p=0.285) levels. However, further large-scale studies are warranted.

2.The first-year experience of a university hospital laser unit
Deniz Aksu Arıca, Leyla Baykal Selçuk, Savaş Yaylı, Simay Bayrak, Sevgi Bahadır
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.21284  Pages 7 - 14
Amaç: Çalışmamızda neodim-itriyum alüminyum garnet (Nd: YAG) lazer ve yoğun atımlı ışık (IPL) sistemlerinin etkinlik ve güvenilirliğini belirlemenin yanı sıra endikasyon çeşitliliğinin değerlendirilmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde ilk bir yılda yapılan uygulamalar retrospektif olarak değerlendirildi. Tedavi sonuçları elde edilen düzelme oranlarına göre; <%25 hafif, %25-75 orta ve >%75’ten fazla, çok iyi düzelme olarak sınıflandırıldı.
Bulgular: On dört farklı endikasyonda, toplam 133 hastaya tedavi uygulandı. Hastaların yaşları 3 ile 79 arasında değişmekteydi (ortalama 35,91). Pigmente lezyonların tamamına IPL, vasküler lezyonlara ise IPL ve/veya Nd: YAG tedavisi uygulandı. İki hafta arayla IPL ve Nd: YAG tedavilerinin kombine uygulandığı vasküler lezyonlarda (34 rozase, 8 nevüs flammeus, 5 hemanjiyom) %70,21 oranında çok iyi düzelme, geri kalanında da orta derecede düzelme elde edildi. Telanjiektazi ve anjiyomatöz lezyonlarda Nd: YAG lazer tedavisi %93,65 oranında çok iyi, geri kalanında orta derecede düzelme ile sonuçlandı. Solar lentigolarda IPL ile %78,49 oranında çok iyi, geri kalanında orta derecede düzelme saptandı. Melasmada ise IPL ile %66,67 oranında orta derecede düzelme gözlenirken, geri kalanında düzelme hafif derecede kaldı. Nd: YAG lazerde ağrı skoru, IPL’ye göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Tedaviye bağlı komplikasyon gelişimi sadece üç hastada (iki hastada vezikül, bir hastada atrofik skar) gözlendi, bunların 3’ü de Nd: YAG lazer uygulama sonrası gelişmiştir.
Sonuç: Nd: YAG ve IPL tedavileri, geniş bir endikasyon alanında, oldukça düşük komplikasyon oranlarıyla başarılı bulunmuştur. Çalışmamızda iki hafta arayla uygulanan Nd: YAG ve IPL kombinasyon tedavisinin etkinliği ilk kez değerlendirilmiştir, bu şekilde farklı dalga boylarının aralıklı kombine edilmesiyle yüksek etkinlik izlenirken komplikasyon oranında herhangi bir artış saptanmamıştır.
Background and Design: The aim of this study was to evaluate the efficacy and safety of neodymium-doped yttrium aluminum garnet (Nd: YAG) laser and intense pulsed light (IPL) systems, and the variety of indications involved.
Materials and Methods: First-year treatments in our clinic were evaluated retrospectively. Results were classified according to improvement rates: <25% as mild improvement; 25-75% as moderate improvement and >75% as excellent improvement.
Results: One hundred thirty-three patients aged 3-79 years (mean: 35.91) with 14 different indications were treated. Pigmented lesions were treated with IPL, and vascular lesions with IPL and/or Nd: YAG. Combined therapy with IPL and Nd: YAG at two-week intervals resulted in excellent improvement in 70.21% of vascular lesions (34 rosacea, 8 nevus flammeus, and 5 hemangioma), and moderate improvement in the rest. Telangiectasia and angiomatous lesions exhibited excellent improvement in 93.65% of patients with Nd: YAG, and moderate improvement in the rest. IPL resulted in excellent improvement in 78.49% of cases of solar lentigo, and moderate improvement in the rest. Moderate improvement was observed in 66.67% of patients with melasma using IPL, and mild improvement in the rest. Pain scores were significantly lower with Nd: YAG than IPL (p<0.05). Complications related to treatment were observed in 3 patients (vesicles in two patients and atrophic scar in 1), all of which developed after Nd: YAG laser application.
Conclusion: Nd: YAG and IPL were successful with very low side-effect rates in a wide range of indications. Our study is the first evaluation of the efficacy of Nd: YAG and IPL combination therapy applied at 2-week intervals, and high efficiency was observed with no increase in any complication rate by intermittently combining different wavelengths.

3.A cross-sectional study investigating association of liver diseases in moderate to severe psoriasis patients
Sibel Doğan, Dilek Menteşoğlu, Nilgün Atakan, Halis Şimşek
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.82085  Pages 15 - 18
Amaç: Psoriazisin sistemik komorbiditelerinden olan non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), toplumda görülen en sık karaciğer hastalığıdır ve siroza ilerleme riski taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı orta-şiddetli psoriazis tanısı ile takip edilen hastalarda NAYKH sıklığını ve bu komorbidite ile ilişkili olabilecek risk faktörlerini araştırmak olarak belirlenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı polikliniklerinde 2015-2016 yılları arasında orta-şiddetli psoriazis tanısı ile izlenmiş 18 yaş ve üzerindeki hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalara ait demografik ve hastalık ilişkili veriler (yaş, cinsiyet, hastalık başlangıç yaşı, alkol kullanım öyküsü, ailede psoriazis varlığı, psoriatik artrit varlığı), mevcut olabilecek sistemik hastalıklara (diabetes mellitus, hiperlipidemi, hipertansiyon, enfeksiyöz ve diğer karaciğer hastalıkları) dair veriler toplandı. Rutin tetkikleri sırasında bakılmış olan karaciğer fonksiyon testleri (KCFT) değerlendirildi. Hastalardan endikasyon dahilinde (hepatit belirteçlerinde pozitiflik, KCFT’de bozukluk, bilinen karaciğer hastalığı öyküsü) istenilmiş olan gastroenteroloji bölüm konsültasyon sonuçları incelendi. Hastalara endikasyon dahilinde istenilmiş olan abdominal, karaciğer ve biliyer sistem ultrasonografi sonuçları gözden geçirildi. Tanımlayıcı istatistikler, çapraz tablo ve ki-kare testi ile, iki ortalama arasındaki fark t-testi ile değerlendirildi. 0,005’ten küçük olan p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Çalışmamıza dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan 266 orta-şiddetli psoriazis hastası dahil edildi. Hastaların %12’sinde (n=31), yapılmış olan rutin değerlendirmeleri sırasında bakılan KCFT’de yükseklik olduğu saptandı. KCFT yüksekliği nedeni ile gastroenteroloji bölümüne konsülte edilmiş olan hastaların %77’sine (n=24) abdominal ultrasonografi yapıldı. Bu hastaların %65’inde (n=20) NAYKH olduğu saptandı. KCFT’si yüksek olan hastalarda koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve hiperlipidemi sıklığı, KCFT’si normal olan hasta grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,003, p=0,011, p=0,001). KCFT yüksekliği olan psoriazisli hastalarda ürik asit düzeylerinin istatistiksel anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p=0,002). Bel çevresi KCFT yüksekliği saptanan hasta grubunda 108,3±9,6 cm iken, KCFT’si normal olan grupta 98,2±15,4 cm olarak bulundu, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,005).
Sonuç: Psoriazis hastalarında gözlenen KCFT yüksekliğinin sık ve önemli bir sebebi olarak NAYKH akılda tutulmalıdır. NAYKH tanısı alan psoriazis hastalarında görülme sıklığı yüksek olan kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon ve hiperlipidemi gibi komorbiditelerin varlığı açısından hastaların değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu hastaların muayeneleri sırasında bel çevresi ve kan basıncı ölçümü yapılması ve laboratuvar incelemelerinde metabolik sendrom açısından bakılması gerekli olan açlık kan şekeri ölçümü, açlık lipit profili ve ürik asit düzeyi gibi diğer parametrelere dikkat edilmesi gerekmektedir.
Background and Design: Non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD), which is a systemic comorbidity of psoriasis, is the most common liver disease in population with risk of cirrhosis progression. The aim of this study was to investigate the frequency and risk factors of NAFLD in moderate-severe psoriasis patients.
Materials and Methods: Patients aged 18 years and older, who were followed up with a diagnosis of moderate to severe psoriasis at Hacettepe University Faculty of Medicine, Department of Dermatology and Venereology between 2015 and 2016, were included. Demographic and disease-related data (age, sex, age at psoriasis onset, alcohol use, family history of psoriasis, psoriatic arthritis history), and associating systemic diseases were reviewed. Liver function tests (LFT) were evaluated during routine examinations. Evaluation of gastroenterology consultations was reviewed with indications (positive hepatitis markers, elevated LFT, liver disease history). Abdominal, liver and biliary system ultrasonography results were assessed. Descriptive stastistics were evaluated by cross-table and chi-square test. The difference between the two means was evaluated by t-tests. P value less than 0.05 were accepted as statistically significant.
Results: Two hundred and sixty-six patients with moderate-severe psoriasis were included. 12% of the patients (n=31) had elevated LFT. Abdominal ultrasonography was performed in 77% (n=24) of patients who were evaluated by gastroenterology department for LFT elevation. NAFLD was found in 65% (n=20) of patients with high LFT. The incidence of coronary artery disease, hypertension and hyperlipidemia was significantly higher in patients with high LFT compared to patients with normal LFT (p=0.003, p=0.011 and p=0.001, respectively). Examination and laboratory values were compared according to presence of elevation in LFT; uric acid levels were statistically higher in psoriatic patients with high LFT (p=0.002). The mean waist circumference in patient group with elevated LFT and in group with normal LFT was found to be 108.3±9.6 cm and 98.2±15.4 cm, respectively. The difference was statistically significant (p=0.005).
Conclusion: NAFLD should be kept in mind as a frequent and important cause of elevated LFT observed in psoriasis patients. The presence of comorbidities such as cardiovascular diseases, hypertension and hyperlipidemia, which are frequently observed in psoriasis patients diagnosed with NAFLD, should be investigated. We recommend measurement of waist circumference and blood pressure and parameters including fasting blood glucose, lipid profile and uric acid in terms of metabolic syndrome.

4.Evaluation of hearing with pure-tone audiometry in alopecia areata patients
Hilal Kaya Erdoğan, Ersoy Acer, Ahmet Hakkı, Işıl Bulur, Armağan İncesulu, Mehmet Ozgur Pinarbasli, Muzaffer Bilgin
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.98148  Pages 19 - 23
Amaç: Alopesia areata (AA) hastalarında işitme kaybı olup olmadığını saf ses odyometri ile değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 48 AA hastası ve 39 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Hastaların kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı tarafından muayeneleri yapıldı. Odyometrik değerlendirme saf ses odyometrisi ile yapıldı. Her iki kulak için 250-8000 Hz frekanslarında hava yolu işitme düzeylerine bakıldı.
Bulgular: AA hastalarının %18,8’inde, kontrol grubunun ise %10,3’ünde sensorinöral hipoakuzi saptandı. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,422). Saf ses ortalaması AA hastalarında sağ kulak için 10,89±5,45, sol kulak için 10,50±5,98 idi. Kontrol grubunda ise sağ kulak için 10,25±3,43, sol kulak için ise 10,23±5,46 olarak bulundu. AA hastalarının saf ses ortalaması her iki kulak için de kontrol grubundan daha yüksek olmasına rağmen bu fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (sırasıyla p=0,829, p=0,526). Her iki kulak için AA ve kontrol grubunun frekanslara göre işitme eşiği değerleri karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0,05).
Sonuç: AA hastalarında işitme kaybı yönünden kontrol grubuna göre fark saptanmadı.
Background and Design: We aimed to evaluate whether alopecia areata (AA) patients had hearing loss with pure-tone audiometry.
Materials and Methods: In the study, 48 patients with AA and 39 healthy volunteers were included. All the patients were examined by the otorhinolaryngologist and audiometric examinations were performed using a pure-tone audiometer. Pure-tone thresholds for both ears were evaluated at frequencies of 250-8000 Hz for air conduction.
Results: Sensorineural hypoacusis was found in 18.8% of AA patients and 10.3% of control subjects. There was no statistically significant difference between the two groups (p=0.422). The pure-tone average for the right ear and the left ear in AA patients was 10.89±5.45 and 10.50±5.98, respectively. In control subjects, it was 10.25±3.43 for the right ear and 10.23±5.46 for the left ear. Pure-tone averages for both ears in AA patients were higher than controls; but the differences were not statistically significant (p=0.829 and p=0.526, respectively). When we compared hearing thresholds for both ear for frequencies, there were not any significant differences between AA patients and controls (p>0.05).
Conclusion: There was no difference in terms of hearing loss between AA patients and healthy controls.

CASE REPORT
5.Polyneuropathy developing after infliximab therapy in a patient with recalcitrant pyoderma gangrenosum
Ralfi Singer, Cihat Örken, Şule Güngör, Mehmet Çopur, Utkan Kızıltaç, Kübra Kızıltaç, Emek Kocatürk Göncü, Selma Şengiz Erhan
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.70437  Pages 24 - 27
Tümör nekroz faktörü-alfa (TNF-α) inhibitörlerinin birçok romatizmal ve otoimmün hastalığın tedavisinde kullanımları son yıllarda artmıştır. TNF-α inhibitörlerine bağlı nörolojik yan etkiler nadir görülmelerine karşın oldukça ciddi komplikasyonlar oluşturabilirler. TNF-α inhibitörleri hem santral hem de periferik sinir sistemine ilişkin demiyelinizan tablolara yol açabilir. Klinik tablo, biyolojik ajan tedavisinin kesilmesi ile düzelebildiği gibi, bazı olgularda sistemik steroid veya intravenöz immünoglobülin tedavisine gereksinim duyulabilir. Burada, standart tedaviye dirençli piyoderma gangrenosum nedeniyle infliksimab tedavisi başlanmasından sonra motor nöropati gelişen bir olgu sunulmaktadır.
The use of tumor necrosis factor-alpha (TNF-α) inhibitors has increased tremendously during the recent years. Neurological side effects associated with TNF-α inhibitors are rarely encountered, but these side effects may result in serious clinical problems. Treatment with TNF-α inhibitors is associated with demyelinating syndromes which can affect both the central and peripheral nervous systems. Short-term follow-up indicates relatively good outcomes, sometimes after just treatment discontinuation, although corticosteroids or intravenous immunoglobulin may be necessary to reverse the conditions in some cases. Here, we present a case of motor neuropathy developing after treatment with infliximab in a patient with recalcitrant pyoderma gangrenosum.

6.Evaluation of hand-foot syndrome and hand-foot skin reaction: Case series
Hatice Gamze Demirdağ, Burcu Tuğrul Ayanoğlu, Başak Yalıcı Armağan
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.98624  Pages 28 - 31
El-ayak sendromu (palmoplantar eritrodizestezi, palmar-plantar eritem, avuç içi ve ayak tabanlarının toksik eritemi veya Burgdorf sendromu) başlıca palmoplantar bölgede ağrılı lezyonlarla seyreden, farklı kemoterapötik ajanlarla ilişkisi saptanmış bir deri reaksiyonudur. Son zamanlarda hedefe yönelik tedavilerin özellikle çoklu kinaz inhibitörlerinin kullanımı ile el-ayak deri reaksiyonu olarak adlandırılan yeni bir antite bildirilmiştir. El-ayak sendromu/deri reaksiyonunun, tedavi dozlarının kesilmesine veya azaltılmasına neden olarak hastaların yaşam kalitesi üzerine önemli etkileri bulunmaktadır. Burada deri ve zührevi hastalıklar polikliniğimize konsülte edilen olgular üzerinden el-ayak sendromu ve deri reaksiyonu tartışılacaktır.
Hand-foot syndrome (palmoplantar erythrodysesthesia, palmar-plantar erythema, toxic erythema of the palms and soles, or Burgdorf’s syndrome) is characterized by painful predominantly palmoplantar lesions with the association of different chemotherapeutic agents. More recently, hand-foot skin reaction has been reported to be associated with regimens using targeted agents, in particular the multikinase inhibitors. Hand-foot syndrome/skin reaction has a major impact on patient’s quality of life, necessitating dose reduction or treatment interruption. In this article, hand-foot syndrome and hand-foot skin reaction were discussed through patients consulted our dermatology outpatient clinic.

7.Ustekinumab associated bullous pemphigoid in a psoriasis patient and a review of the literature
Seçil Vural, Mustafa Gündoğdu, Pelin Ertop, Hatice Şanlı, Pınar Korkmaz, Aylin Okçu Heper, Nihal Kundakçı
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.11354  Pages 32 - 35
Ustekinumab, psoriazis hastaları için Gıda ve İlaç İdaresi tarafından 2009 yılında onaylanan yeni bir tedavi ajanıdır. İnterlökin-12/23’ün p40 subünitini hedef alan bu monoklonal antikor, plak psoriazis ve psoriatik artrit tedavisinde etkilidir. Literatürde şimdiye kadar anti-tümör nekroz faktörü-alfa grubu ilaçların da içinde yer aldığı pek çok ilaç büllöz pemfigoid (BP) gelişiminden sorumlu tutulmuştur. Kliniğimize bir psoriazis hastası ilk ustekinumab enjeksiyonundan dört hafta sonra ekstremiteler, kasık ve aksillar bölgede büllöz lezyonlar ile başvurdu. Hastaya ilaçla indüklenen BP tanısı koyuldu. Ustekinumab kesildi ve hasta topikal steroid ve asitretin ile tedavi edildi. BP steroid kesilmesinden sonraki on iki aylık takipte tekrarlamadı. BP’ye sebep olan ilaçların olduğu listeye ustekinumab çok yakın bir zamanda eklenmiştir. Ustekinumabın kesilmesinden sonra BP’nin tekrarlamaması ilaç ilişkili BP tanısını desteklemektedir.
Ustekinumab is a Food and Drug Administration-approved (2009) novel treatment for psoriasis patients. This anti-interleukin-12/23p40 monoclonal antibody is effective in the treatment of plaque psoriasis and psoriatic arthritis. Several drugs, including anti-tumor necrosis factoralpha agents, used for psoriasis have been reported to induce or cause bullous pemphigoid (BP). A psoriasis patient presented with bullous lesions appearing on the extremities, groin, and axillary region four weeks after ustekinumab therapy. The patient was diagnosed with druginduced BP. Ustekinumab was discontinued and the patient was treated with topical steroids and acitretin. The BP lesions did not recur in the twelve-month follow-up, after cessation of the steroids. Even though several drugs are related to the induction of BP, ustekinumab is included in this list recently. The resolution of BP after discontinuation of ustekinumab favors the diagnosis of drug-induced BP.

LETTER TO THE EDITOR
8.Cytodiagnosis of zosteriform cutaneous metastases from breast cancer with Tzanck smear: Report of a case with histopathological correlation
Sema Aytekin, Şirin Yaşar, Fatih Göktay, Pembegül Güneş, Bala Başak Öven
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.09465  Pages 36 - 37
Tzanck smear dermatolojide vezikülobüllöz hastalıklar ile kutanöz leishmaniasis, mastositoz ve tümöral lezyonlar gibi plak veya nodüler lezyonlarda tanısal amaçlı kullanılmaktadır. Zona, maligniteli hastalarda sık görülür ve tedavi ilk üç günde başlatılmalıdır. Bu nedenle, Tzanck yayma zosteriform yerleşimli kutanöz metastaz ve zona ayırımında yardımcı olan hızlı, pratik bir incelemedir.
Cytological examination is currently used as a Tzanck smear in vesiculo-bullous disease, and in plaque or nodular lesions such as cutaneous leishmaniasis, mastocytosis and tumoral lesions in dermatology. Zona is common in patients with malignancy and treatment should be initiated in the first three days. For this reason, Tzanck smear is a quick, practical examination that very important to distinguish zosteriform sited cutaneous metastasis and zona.

9.A case of linear syringocystadenoma papilliferum of the axilla: A rare location
Serap Güneş Bilgili, İbrahim Halil Yavuz, Göknur Özaydın Yavuz, Murat Öztürk, Remzi Erten
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.98474  Pages 38 - 39

DERMATOLOGIST ANSWERS FOR COSMETOLOGY QUESTIONS
10.Filler rhinoplasty (non-surgical nose job)
Ulaş Güvenç
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.33154  Pages 40 - 43