TURKDERM: 51 (4)
Cilt: 51  Sayı: 4 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTIRMALAR
1.
Stronsiyumun ratlarda radyoterapiye bağlı gelişen deri toksisitesinde koruyucu/tedavi edici etkisi
Therapeutic and prophylactic effects of strontium on radiotherapy-induced skin toxicity in rats
Birsen Yücel, Sibel Berksoy Hayta, Ömer Fahrettin Göze, Eda Erdiş, Seher Bahar, Mustafa Gürol Celasun, Turgut Kaçan, Melih Akyol
doi: 10.4274/turkderm.74150  Sayfalar 109 - 114 (94 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada %5’lik stronsiyum (Sr) klorür hekzahidratın radyoterapiye (RT) bağlı gelişen deri toksisitesini önleyici ve/veya tedavi edici etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Dört buçuk-beş aylık, 200-210 gram ağırlığında 64 adet, dişi Wistar albino sıçan kullanıldı ve sıçanlar her bir grupta 8 sıçan olacak şekilde rastgele 8 gruba ayrıldı.
Bulgular: Radyo Terapi Onkoloji Grubu Akut Radyasyon Morbidite Puanlama Kriterleri (RTOG) ve histopatolojik bulgulara göre karşılaştırma yapıldığında kontrol grubu ile diğer gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Fakat RT grubu ile diğer tedavi grupları arasında istatistiksel olarak fark yoktu (p>0,05). Ayrıca tedavi grupları arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Gruplar transforme-edici büyüme faktörü-β’nın immünohistokimyasal değerlendirmesine göre karşılaştırıldığında istatistiki sonuçlar: Grup 1 ve 4 (p=0,015), grup 1 ve 5 (p=0,014), grup 1 ve 6 (p=0,035), grup 1 ve 8 (p=0,046), grup 2 ve 6 (p=0,047), grup 4 ve 6 (p=0,031) şeklindeydi. Gruplar tümör nekroz faktörü-α’nın immünohistokimyasal değerlendirmesine göre karşılaştırıldığında istatistiki sonuçlar: Grup 1 ve 2 (p=0,024), grup 1 ve 8 (p=0,045) şeklindeydi.
Sonuç: Topikal olarak kullanılan %5 konsantrasyondaki Sr RT’nin deri üzerinde yan etkilerini önlemek için yeterli değildir. Bu sonuç RTOG puanlama, histopatolojik bulgular ve immünolojik belirteçlerle desteklenmiştir.
Background and Design: This study aimed to investigate whether 5% strontium (Sr) chloride hexahydrate has preventive or therapeutic effects on the radiotherapy (RT)-induced adverse skin effects.
Materials and Methods: Sixty-four female Wistar albino rats weighing 200-210 g, aged 4.5-5 months were divided into eight groups. Results: There were significant differences between control group and the other groups according to the Radiation Therapy Oncology Group Acute Radiation Morbidity Scoring Criteria (RTOG) and histopathological findings (p<0.050). However, there were no significant differences between RT group and treatment groups (p>0.05). In addition, there were no significant differences among treatment groups (p>0.05). Statistical results were as follows according to the immunohistochemical evaluation of transforming growth factor-β: group 1 and 4 (p=0.015), group 1 and 5 (p=0.014), group 1 and 6 (p=0.035), group 1 and 8 (p=0.046), group 2 and 6 (p=0.047), group 4 and 6 (p=0.031); and according to the immunohistochemical evaluation of tumor necrosis factor-α: group 1 and 2 (p=0.024), group 1 and 8 (p=0.045).
Conclusion: Topical treatment with Sr at a concentration of 5% is insufficient to prevent the side effects of RT involving the skin, as assessed by the RTOG scoring, histopathological findings, and immunological markers.

2.
Erken başlangıçlı androgenetik alopeside iskemi modifiye albümin düzeyi ve oksidatif stres ile ilişkili parametrelerin değerlendirilmesi
Evaluation of ischemia-modified albumin level and parameters related with oxidative stress in early onset androgenetic alopecia
Hülya Nazik, Selçuk Nazik, Zeynep Küskü Kiraz, Feride Çoban Gül, Betül Demir
doi: 10.4274/turkderm.89814  Sayfalar 115 - 118 (85 kere görüntülendi)
Amaç: İskemi modifiye albümin (İMA), albümin kobalt bağlama testi ile ölçülen, iskemi ve oksidatif stresin göstergesi olan bir biyomarkırdır. Androgenetik alopesi (AGA) erkeklerde görülen saç kaybının en önemli nedenidir. Androjenik hormonlar, yaş, etnik, ailesel ve çevresel faktörlerden etkilenen saç kaybı bireylerde ruhsal, sosyal ve fiziksel yetersizliklere yol açabilmektedir. Bu çalışmada AGA’yı etkileyen faktörler ve çeşitli alanlarda kullanılan önemli bir belirteç olan İMA ile AGA arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya AGA’sı olan 50 erkek olgu ile (18-35 yaş arasındaki) AGA’sı olmayan 30 erkek olgu (aynı yaş aralığında) alındı. Evre 3 ve üzerinde olanlar çalışma grubuna dahil edildi. Kan örnekleri 12 saat açlık sonrası alındı. Kan glukoz, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), trigliserid, insülin, testosteron ve dehidroepiandesteron-sülfat (DHEA-S) ve albümin değerleri otoanalizörde bakıldı. İMA örnekleri MINDRAY BS 2000 otoanalizörüne aplike edilerek çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya 50 AGA’lı 30 kontrol toplam 80 olgu alındı. Çalışma grubu ile kontrol grubu yaş ortalaması (p=0,179), vücut kitle indeksi (p=0,847), DHEA-S (p=0,247), testosteron (p=0,874), lipit profili [trigliserid (p=0,086), total kolesterol (p=0,492), HDL (p=0,993), LDL (p=0,544)], insülin direnci (p=0,399) ve İMA (p=0,976) açısından değerlendirildiğinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Buna karşın ailede kellik öyküsü çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,000) ve AGA derecesi ile insülin direnci arasında pozitif yönde bir korelasyon vardı (r=0,296; p=0,037).
Sonuç: Kozmetik ve psikososyal birçok soruna neden olan AGA’nın; ailesinde kellik öyküsü olanlarda daha sık gözlendiği ve AGA derecesi ile insülin direnci arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu saptandı. AGA ile İMA arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi.
Background and Design: Ischemia-modified albumin (IMA) is a biomarker, which is an indicator of ischemia and oxidative stress, and measured by the albumin cobalt binding test. Androgenetic alopecia (AGA) is the most important cause of hair loss in males. Hair loss that is affected by androgenic hormones, age, and ethnic, family and environmental factors, may lead to psychological, social and physical problems in some individuals. The aim of the present study was to investigate the factors affecting AGA, and the correlation between AGA and IMA.
Materials and Methods: Fifty male patients with AGA aged 18-35 years and 30 males of similar age without AGA were included in the study. Patients with AGA stage 3 or higher were included in the study group. Blood samples were collected after a 12-hour fasting period. Blood glucose, total cholesterol, high-density lipoprotein (HDL), low-density lipoprotein (LDL), triglyceride, insulin, testosterone, dehydroepiandrosterone-sulfate (DHEA-S), and albumin levels were analyzed using an autoanalyzer. IMA values were evaluated using a MINDRAY BS 2000 autoanalyzer.
Results: A total of 80 individuals were included in the study. There was no significant difference in mean age (p=0.179), body mass index (p=0.847), DHEA-S (p=0.247), testosterone (p=0.874), lipid profile [triglyceride (p=0.086), total cholesterol (p=0.492), HDL (p=0.993), LDL (p=0.544)], insulin resistance (p=0.399) and IMA (p=0.976) between study group and control group. Additionally, a family history of alopecia was found to be significantly higher in the study group (p=0.000). Moreover, there was a positive correlation between AGA grade and insulin resistance (r=0.296; p=0.037).
Conclusion: AGA, which leads to many cosmetic and psychosocial problems, was more frequent in individuals with a family history of alopecia; also, there was a positive correlation between AGA stage and insulin resistance. On the other hand, there was no significant correlation between AGA and IMA.

3.
Psoriatik tırnağın dermoskopik bulguları ve hastalık şiddeti ile ilişkisi
Dermoscopic findings of psoriatic nail and their relationship with disease severity
Ayşegül Polat, Yelda Kapıcıoğlu
doi: 10.4274/turkderm.54289  Sayfalar 119 - 123 (94 kere görüntülendi)
Amaç: Dermoskopinin tırnak hastalıklarında kullanımı oldukça yenidir. Psoriatik tırnakta dermoskopi, klinik özellikler tipik olmadığında tırnak yatağı ve tırnak matriksi anormalliklerinin daha iyi görülebilmesine olanak sağlar. Bu çalışmada, psoriatik tırnaktaki bulguların dermoskopi ile incelenerek sıklığını saptamak, klinik muayene ile dermoskopik muayene yöntemini kıyaslamak ve hastalık şiddet göstergelerinin birbirleriyle olan ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tırnak tutulumu olan 40 psoriazisli hasta alındı. Hastalığın deri tutulumunun şiddeti Psoriazis Alan Şiddet İndeksi (PAŞİ), tırnak tutulumunun şiddeti Tırnak Psoriazisi Şiddet İndeksi (NAPSI) ile belirlendi. Hastaların tırnakları hem klinik olarak hem de bilgisayarlı dermoskop ile değerlendirildi.
Bulgular: En sık görülen klinik bulgu pitting (%92,5), dermoskopik bulgu lökonişi (%92,5) olarak saptandı. Klinik NAPSI ve dermoskopik NAPSI skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). PAŞİ ile klinik ve dermoskopik NAPSI skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). Dermoskopik olarak, tırnak yatağındaki kapiller damarların dilate ve uzamış olduğu görüldü, fakat bu bulgunun hastalık şiddeti ile herhangi bir ilişkisi saptanmadı. Hastalık süresi ile tırnak tutulum süresi arasında pozitif bir korelasyon izlendi (p<0,05). Tırnak tutulum süresi ile klinik ve dermoskopik NAPSI skorları arasında pozitif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttu (p<0,05).
Sonuç: Tırnak dermoskopisinin, klinik olarak tırnak psoriazisi teşhisinin şüpheli olduğu izole tırnak tutulumlarında biyopsi öncesi tanıyı destekleyici, non-invaziv bir yöntem olması sebebiyle tercih edilebilir olduğu düşünüldü.
Background and Aim: The use of dermoscopy in nail diseases is quite recent. Dermoscopy allows a better visualisation of abnormalities of the nail bed and matrix in case of atypical clinical features in psoriatic nail. This study aimed to determine the frequency of findings in psoriatic nail by dermoscopic examination, to compare dermoscopy with clinical examination and to investigate the relationships between the indicators of disease severity.
Materials and Methods: This study included 40 patients who presented with psoriatic nail. The severity of skin involvement of the disease was determined by the Psoriasis Area Severity Index (PASI) and the severity of nail involvement was determined by the Nail Psoriasis Severity Index (NAPSI). Patients' nails were evaluated both by clinical examination and dermoscopy.
Results: The most common clinical and dermoscopic findings were pitting (92.5%) and leukonychia (92.5%), respectively. No statistically significant difference was observed between the clinical and dermoscopic NAPSI scores (p>0.05). No statistically significant relationship was noted between the PASI and the clinical and dermoscopic NAPSI scores (p>0.05). Dermoscopically, dilated, extended capillary vessels were observed in the nail bed but without the evidence of a relationship with disease severity. A positive correlation was noted between the duration of the disease and the duration of nail involvement (p<0.05). There was a statistically significant positive relationship between the duration of nail involvement and the clinical and dermoscopic NAPSI scores p<0.05.
Conclusion: Nail dermoscopy was considered to be a preferable method as a supportive and non-invasive procedure prior to biopsy in cases of isolated nail involvement where clinical diagnosis of nail psoriasis is suspicious.

4.
Büllöz pemfigoid tedavisinde omalizumab kullanımı üzerine klinik deneyimlerimiz
Our clinical experience with the use of omalizumab in the treatment of bullous pemphigoid
Pınar İncel Uysal, Başak Yalçın, Ayşe Öktem
doi: 10.4274/turkderm.65983  Sayfalar 124 - 128 (104 kere görüntülendi)
Amaç: Biyolojik tedaviler döneminde, IgE’yi inhibe eden monoklonal antikor olan omalizumabın (OMZ), büllöz pemfigoidin (BP) tedavisi için etkili olduğu kabul edilmiştir. Bu çalışma BP tedavisinde OMZ kullanımına ilişkin klinik deneyimlerimizi değerlendirmektedir.
Gereç ve Yöntem: On bir hastanın retrospektif verilerinin analizi gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: OMZ tedavisiyle 7 hasta klinik düzelme gösterdi. Üç hastada araya giren komorbiditeler nedeni ile tedavi kesilmiştir. Hastalarımızdan hiçbirinde dikkate değer advers olay izlenmemiştir.
Sonuç: OMZ, orta-şiddetli BP’ler için umut vaad eden bir kortikosteroidden koruyucu tedavi opsiyonu olabilir. Gelecekte, OMZ tedavisinin BP tedavisindeki etkinliğini değerlendiren randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Background and Design: In the era of biological therapies, omalizumab (OMZ), a monoclonal antibody which inhibits IgE, has been postulated to be effective in the treatment of bullous pemphigoid (BP). We report our clinical experience with the use of OMZ in the treatment of BP.
Materials and Methods: Retrospective data analyses of eleven patients were performed.
Results: Seven patients receiving OMZ treatment demonstrated clinical improvements. Three patients terminated treatment because of intermittent co-morbidities. None of the patients had any significant adverse events.
Conclusion: OMZ may be a promising corticosteroid-sparing treatment option for moderate to severe BP patients. Future randomized controlled trials are indicated to evaluate the efficacy of OMZ in the treatment of BP.

OLGU SUNUMLARI
5.
Plantar yerleşimli eroziv liken planus olgusu
A case of erosive lichen planus with plantar involvement
Fatma Arzu Kılıç, Sevim Baysak, Ali Gökhan Eşim, Banu Lebe
doi: 10.4274/turkderm.48991  Sayfalar 129 - 132 (88 kere görüntülendi)
Liken planus (LP) yetişkin popülasyonda %0,2-1 oranında görülür ve etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir. Eroziv liken planus (ELP), LP’nin nadir gözlenen bir formu olup oral mukoza, palmoplantar bölge ve genital bölgede yerleşen ağrılı erode plaklar ile karakterize bir tablodur ve tedaviye oldukça dirençlidir. ELP’de palmoplantar tutulum oldukça nadir görülür. Bu olgu sunumunda yaklaşık yedi yıldır tanı alamamış, dorsal yüzeylerin de tutulduğu her iki plantar yüze yerleşen bir ELP olgusu sunulmuştur. Hastaya 3 mg/kg/gün siklosporin-A tedavisi başlanmış ve takipleri sırasında lezyonların gerilediği saptanmıştır. Plantar ELP tedaviye dirençli olması, skar bırakabilme özelliği, rekürrens gösterebilmesi, komorbid patolojilerle birlikteliği ve prekanseröz özellik göstermesi sebebiyle uzun yıllar takibi gerekli olan bir tablo olması nedeniyle önemlidir.
Lichen planus (LP) affects 0.2-1% of adult population and the etiology is not fully known. Erosive lichen planus (ELP) is a rare form of LP. LP, characterized by painful erosive plaques involving the oral mucosa and palmoplantar and genital areas, is quite resistant to treatment. Palmoplantar involvement of ELP is very uncommon. Herein, we present an ELP patient with both plantar and dorsal feet involvement in whom the diagnosis of ELP was not established for 7 years. The patient was started on 3 mg/kg/day cyclosporin-A treatment and regression of the lesions was observed during follow-up. Plantar ELP is a condition which needs years of patient monitoring due to treatment resistance, scar tissue formation, recurrence, association of comorbid pathologies, and malignant transformation potential.

6.
Topikal takrolimus ile tedavi edilen bir akrodermatitis kontinua Hallopeau olgusu ve literatüre yeniden bakış
Topical tacrolimus for the treatment of acrodermatitis continua of Hallopeau: A case report and review of the literature
Fatih Göktay, Zeynep Büşra Küçüker, Pembegül Güneş, Levent Soydan, Sema Aytekin
doi: 10.4274/turkderm.73880  Sayfalar 133 - 136 (85 kere görüntülendi)
Akrodermatitis kontinua Hallopeau (AKH) akral bölgelere lokalize eritem ve püstüler lezyonlar ile karakterize kronik ve tekrarlayıcı enflamatuvar bir hastalıktır. Bu hastalarda tırnak distrofisi, matriks hasarı, anonişi ve kemik-eklem deformasyonları görülebilir. Spontan remisyon nadir olup AKH’nin tedavisinde kullanılan terapötik ajanların çoğu ile uzun süreli remisyon sağlanmasının zor olduğu gösterilmiştir. Kortikosteroidler, katran, ditranol, fluorourasil, kalsipotriol ve takrolimus AKH’nin topikal tedavisinde değişen başarı oranları ile kullanılmıştır. Buradaki olguda, sol el başparmakta topikal kortikosteroide dirençli AKH günde iki kez sadece açık uygulanan topikal takrolimus ile başarılı şekilde tedavi edildi. İlacın uygulama sıklığı giderek azaltıldı. Yedi buçuk aylık takibin sonunda tama yakın iyileşme görüldü, ancak hastada, haftada bir kez uygulanan tedavi protokolünün 21. haftasında ilaç kullanımına devam ederken rekürrens izlendi. Bu aşamada, gündüz açık uygulanan ve gece kapatılan takrolimus ve intralezyonel triamsinolon asetonid enjeksiyonu etkili olmadı. Hastalık daha sonra topikal uygulanan kalsipotriol ve klobetasol ile kontrol altına alınabildi.
Acrodermatitis continua of Hallopeau (ACH) is a chronic and recurrent inflammatory disorder characterized by erythema and pustular lesions localized on the acral regions. Nail dystrophy, matrix destruction, anonychia, and bone and joint deformation may be seen in patients with ACH. Spontaneous remission is rare, and it has proved difficult to achieve long-lasting remission with most of the therapeutic agents used in the treatment of ACH. Corticosteroids, tar, dithranol, fluorouracil, calcipotriol, and tacrolimus have been used in the topical treatment of ACH with variable success. In the present case, initially, topical corticosteroid-resistant ACH localized on the left thumb was successfully treated with open applied topical tacrolimus ointment alone twice daily. Application frequency of the agent was tapered gradually. There was near-complete healing at the end of 7.5 months of follow-up, but at the end of the 21 weeks of once-weekly therapy regimen, recurrence was observed. At this stage, topical daily open-applied and overnight occlusive treatment with tacrolimus and intralesional triamcinolone acetonide injection was ineffective. Then, the disease could be controlled with the topically applied calcipotriol and clobetasol.

TANINIZ NEDIR?
7.
Tanınız nedir?
What is your diagnosis?
Berna Aksoy, Orhan Eren
doi: 10.4274/turkderm.15975  Sayfalar 137 - 139 (82 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

8.
Tanınız nedir?
What is your diagnosis?
Şirin Yaşar, Filiz Cebeci, Sema Aytekin, Fatih Göktay, Şule Yüksel, Pembegül Güneş
doi: 10.4274/turkderm.35761  Sayfalar 140 - 142 (84 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

GIRIŞIMSEL DERMATOLOJIDE PÜF NOKTALARI
9.
Yara İyileşmesi
Wound Healing
Emel Fetil
doi: 10.4274/turkderm.36528  Sayfalar 143 - 144 (114 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DIĞER
10.
Konu Dizini
Subject Index

Sayfa E1 (55 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

11.
Hakem Dizini
Referee Index

Sayfa E2 (57 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

12.
Yazar Dizini
Author Index

Sayfa E3 (58 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin