E-ISSN 2651-5164 / Print-ISSN 2717-6398
TURKDERM - Turkish Archives of Dermatology and Venereology - Turkderm-Turk Arch Dermatol Venereol: 39 (1)
Volume: 39  Issue: 1 - 2005
BAŞYAZI
1.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Dermatoloji Asistan Eğitimi: Türk Dermatoloji Asistan Eğitiminde Yeni Bir Model Oluşturulabilir mi?
Gonca Gökdemir, Adem Köşlü
Pages 14 - 19
Abstract | Full Text PDF

2.Aproaches in the treatment of alopecia areata
Ekrem Aktaş, Deniz Aykol
Pages 20 - 27
Alopesi areata (AA) tedavisi planlanırken, tutulan bölgenin alanı ve hastanın yaşı başta olmak üzere hastanın cinsiyeti, hastalık süresi, tutulan bölgenin özellikleri ve gebelik gözönünde bulundurulmalıdır. Biz bu makalede, yerli ve yabancı literatürleri gözden geçirerek, AA tedavisindeki genel yaklaşımları ve yeni tedavi şekillerini, aşağıdaki sınıflandırma kapsamında hazırladık;
A-Güncel tedaviler ve yenilikler; Kortikosteroidler, minoksidil, antralin, immunmodulatörler, fotokemoterapi, diğer tedaviler; siklosporin, sulfosalazin, interferon, takrolimus, nikel ve izoprinozin, dapson, imiquimod, talidomid, aromaterapi, kriyoterapi, akupunktur, timektomi, selektif seratonin reuptake inhibitörleri (SSRI), nonfarmakolojik metodlar, psikiyatrik tedavi yaklaşımları ve hasta eğitimi.
B-Saç Gelişimindeki Yeni Araştırmalar; Kıl follikül kültür sistemleri ve saçlı deri implantasyonları
C-Gen Tedavisi Çalışmaları
While the treatment of alopecia areata (AA) is being planed, many factors, such as especially the size of the
lesion, age of the patient and the gender, the duration of the disease, the characteristics of the lesion and
the possibility of pregnancy, should be taken into consideration. By investigating both Turkish and foreign literatur
on the treatment of AA, we classified general aproaches and new treatment methods in this field at
follows;
A-Conservative and new treatment methods; Corticosteroids, minoxidil, anthralin, immunmodulators, fotochemoterapy,
others; cyclosporine, sulfosalazin, interferon, tacrolimus, nickel ve izoprinozine, dapson, imiquimod,
thalidomid, aromatherapy, cryotherapy, acupunkture, timektomy, selektive seratonin reuptake inhibitors
(SSRI), nonpharmacologic methods, psychiatric treatment aproaches and patient education.
B-Recent investigating on hair regrowth; Hair follicules culture systems and scalp implantations
C-Genetic treatments

3.The frequency of menstruel irregulation, acne, seborrhea and androgenetic alopecia in women with hirsutizm
Filiz Cebeci, Nahide Onsun, Ömer Ümmetoğlu
Pages 28 - 31
Hirsutizm, kadında vücut kıllarının erkek modelinde dağılımını ifade eder. Bu çalışmanın amacı; hirsutizme eşlik eden menstrüel irregülasyon, akne, sebore ve androgenetik alopesi sıklık sırasını belirlemek, kutanöz androjenizasyon bulgularının her zaman çok görünümlü bir klinik birliktelik oluşturup oluşturmadığını araştırmaktı. Çalışma grubunda hirsutizme sırasıyla %57.34 sebore, %53.89 akne, %42.07 menstrüel irregülasyon ve seyrek olarak ta %8 oranında androgenetik alopesinin eşlik ettiği gözlendi. SAHA sendromu şeklinde ise oran %2.5 idi. Sendromun bütün komponentlerinin her zaman bir birliktelik oluşturmadığı sonucuna varıldı.
Background and design: Increased androgen sensitivity in pilosebacous unit causes hirsutism, acne, seborrhea and androgenetic alopecia. The term hirsutism refers to distribution of hair in masquline pattern in women. In this study we investigated whether cutaneous androgenization findings like menstrual irregularity, acne, seborrhea, androgenetic alopecia always appear together clinically.
Materials-Methods: 347 patients with hirsutism between 17-40 years of age who were diagnosed as hirsutism in our Dermatology Clinic between 1999-2004 were enrolled in our study. We used Ferriman-Gallwey scale for diagnosis. Accompanying findings like amenorrhea, oligomenorrhea and polimenorrhea were noted. Seborrhea was evaluated subjectively while acne was diagnosed clinically. Androgenetic hair loss was evaluted according to Ludwig model.
Results: In our study group seborrhea, acne, menstruel irregulation and androgenetic alopecia accompanied to hirsutism 57.34%, 53.89%, 42.07% and 8% respectively. The ratio of appearence as SAHA syndrome (seborrhea, acne, hirsutism, androgenetic alopecia) was only 2.5 %. We decided that all components of syndrome don’t always appear together. Conclusion: In studies which evaluate clinical findings of peripheral androgenism, it is interesting to encounter
Ludwig model alopecia infrequently compared to other symptoms. Our study supports the idea that real factor in the development of androgenetic alopecia is the degree of genetic predisposition
rather than androgens.

4.Serum ACE activity in patients with psoriasis vulgaris
Mukaddes Kavala, Zafer Türkoğlu, Müyesser Ertuğrul
Pages 32 - 35
Son yıllarda psoriasisin patogenezinden nöropeptidler de sorumlu tutulmaktadır. Biz de çalışmamızda nöropeptidleri parçalayan anjiotensin konverting enzim (ACE)’in psoriasisli hastalarda serum düzeyini ve hastalık ve tedavi ile ilişkisini araştırdık.Bu amaçla psoriasis vulgarisli 132 hastanın tedavi öncesi, 121 hastanın tedavi sonrası ve 65 kişilik kontrol grubunun serum ACE düzeyleri ölçüldü. 112 hastaya topikal, 20 hastaya sistemik (asitretin) tedavi uygulandı. Topikal tedavi kullanan ve kontrole gelmeyen multipl lezyonlu 11 hasta değerlendirmeye alınmadı.
Serum ACE düzeyleri tedavi öncesi ve sonrası ölçüldü. Serum ACE düzeyleri psoriasis vulgarisli hastalarda (38.76 U/L) kontrol grubuna (27.6 U/L) göre anlamlı derecede yüksek saptandı(p<0.001).Psoriasisli hastalardaki tedavi sonrası saptanan değer (32.22 U/L) tedavi öncesi (38,13 U/L) ile karşılaştırıldığında aradaki fark anlamlı bulundu(p<0.001). Ayrıca serum ACE düzeyinde topikal tedavi ile (% 15.68) sistemik tedaviye göre (%5,4) daha belirgin düşüş gözlendi.
Sonuçlarımız ACE ile psoriasis vulgaris arasında bir ilişki olabileceğini göstermektedir. ACE’nin doku ve serum ile yapılacak yeni çalışmalarla birlikte psoriasisde nörojenik inflamasyonda spesifik bir parametre olarak kabul edilebileceğini düşünmekteyiz.
Background and design: Neuropeptides are accused in the pathogenesis of psoriasis.The aim of this study was to evaluate the serum level of angiotensin-converting enzyme (ACE) in psoriasis vulgaris patients and its relation with the disease and therapy. Materials and methods: Serum ACE levels were measured spectrophotometrically in patients with the diagnosis of psoriasis as 132 patients before and 121 patients after therapy and then in control group of 65 individuals. 112 patients had topical and 20 patients had systemic (acitretine) therapy. 11 patiens who applied topical therapy were lost to follow-up and excluded from the study. Results: Serum ACE levels of the patients (38.76 U/L) was statistically significantly increased compared to control group(27.6 U/L) (p<0.001).Serum level of ACE before treatment (38,13 U/L) was statistically significantly
reduced after treatment (32.22 U/L) when compared each other in psoriasis patients(p<0.001).
and the decrease of ACE level after topical therapy (% 15.68 ) was higher than systemic therapy(%5,4 ). Conclusion: Our findings suggest that there is a relation between serum ACE activity and psoriasis vulgaris. In the following years serum ACE might be a spesific parameter for neurogenic inflammation in psoriasis with new studies on tissue and serum.

5.Lens changes in alopecia areata

Pages 36 - 39
Alopesi areata (AA) otoimmun hastalıklarla birlikteliği ve tırnak ve göz tutulumunun söz konusu olması nedeniyle sistemik bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Göz tutulumu ile ilgili araştırmalar az sayıda olup, en çok katarakt ve semptomsuz lens kalsifikasyonuna yöneliktir. Lens ve fundus tutulumunun hastalığın etyopatogenezinde veya prognozunda etkili olup olmadığını araştıran sınırlı sayıdaki çalışmaların sonuçları birbiriyle uyumlu değildir. Bu çalışmada AA’lı hastalarda lentiküler tutulumun varlığı, ve hastalığın prognozun etkisini belirlemek amaçlanmıştır.
AA tanısı alan 100 hasta ( 45 kadın, 55 erkek) ile 100 kişilik kontrol grubunda cinsiyet ve yaş kaydı, ve sistemik hastalık açısından değerlendirme ve dermatolojik muayene yanı sıra rutin ve biyomikroskopik oftalmolojik inceleme uygulanmıştır. Lens tutulumu 100 hastanın 27’sinde (%27) ve 100 kişilik kontrol grubunun 25’inde (%25) saptanmış, hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ayrıca lens tutulumunun alopesinin çeşidi, eşlik eden hastalıklar, tırnak tutulumu ve hastalığın prognozunda etkisi olmadığı belirlenmiştir. AA’da görülen lens kesifliklerinin normal popülasyon ile benzer sıklıkta olduğu, hastalığı herhangi bir açıdan etkilemediği ve bu nedenle AA’lı hastaların takibinde rutin oftalmolojik muayenelerinin gereksiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Background and design: Alopecia areata (AA) has been accepted as a systemic disease because of its association with some autoimmune diseases and involvement of nail and eye. Ocular alterations have previously been reported in alopecia areata. Indeed, there have been reports of various lens alterations, from cases of cataract to minor punctate opacities. However, there are contrasting opinions as to the prevalence of these lens changes. Involvement of the chorioretina has also been reported in AA, but the significance and etiopathogenesis of both the lens changes and the fundus alterations in patients with AA is obscure. The purpose of this case-control study was to investigate the prevalence and appearance of the lenticular changes occurring in AA. Materials and Methods: One hundred patients (45 women, 55 men; age range 2-70) with AA who were seen at the Dermatology Clinic of Istanbul Medical Faculty were referred for ophthalmological examination
including slit-lamp examination as part of the study. One hundred healthy control patients (50 women, 50 men) were also included in this study. Results and Conclusion: There was no statistical difference between the patient and control groups regarding the rates of lenticular alterations. Asymptomatic lens opacity was found in 27 of the 100 patients and 25 of the controls. Cataract was not found either in patient or in control groups. Our data support the hypothesis that lens opacities in patients with AA do not have any significant clinical relevance. So, the opinion of advising ophthalmological examinations in AA patients, emphasized by some authors is not supported.

6.
Uygulamalı Lazer Kursu

Page 40
Abstract | Full Text PDF

7.Is there an any role of neuropeptide Y in the etiology of vitiligo?
Savaş Yaylı, Sevgi Bahadır, Orhan Değer, Gülseren Cimşit, Köksal Alpay
Pages 41 - 45
Sinir uçlarından salınan çeşitli nöropeptidlerin vitiligoya yol açabileceği savunulmaktadır. Çalışmamızda, vitiligolu hastaların serum Nöropeptid Y (NPY) düzeylerini ölçerek, NPY’nin, hastalığın klinik tipleri ve hastalık aktivitesi ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya 35 vitiligolu hasta ve kontrol grubu olarak da 30 sağlıklı gönüllü alındı. Otuz beş hasta, vitiligonun klinik tipleri ve hastalık aktivasyonu açısından gruplandırıldı. Hastalar ve kontrol grubunu oluşturan gönüllülerin serum NPY düzeyleri ölçülerek karşılaştırıldı. Ayrıca, hastalığın klinik tipleri ve hastalık aktivasyonuna göre NPY düzeyleri gruplar arasında karşılaştırıldı.
Vitiligolu hastalar ve kontrol grubu arasında serum NPY düzeyleri açısından fark saptanmadı (p>0.05). Vitiligolu hastalardan generalize, fokal ve segmental tip hastalığı olanların ortalama NPY düzeyleri, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında elde edilen farklar istatistiksel anlam taşımıyordu (p>0.05). Vitiligonun klinik tiplerine ait ortalama NPY düzeyleri kendi aralarında karşılaştırıldığında da fark yoktu (p>0.05). Progressif hastalığı olan vitiligoluların ortalama NPY düzeyleri, stabil hastalığı olanlardan farklı değildi (p>0.05).
Background and design: It is suggested that various neuropeptides secreted by nerve fibres may cause to vitiligo.In this study, we measured the serum NPY levels of the patients in order to investigate the possible role of NPY in the clinical types and its relevant influence on the activity of the disease in the patients with vitiligo. Materials and methods: Thirty-five patients with vitiligo and 30 healthy volunteers as controls were enrolled in the study. The patients were grouped according to clinical types and the disease activity of vitiligo. The serum NPY levels of the patients and the controls were measured and compared to each other. Also, the serum NPY levels of the groups arranged according to clinical types and the disease activity were compared to each other.
Results: There was no difference between the patients with vitiligo and controls in the average serum levels of NPY (p>0.05). The average levels of NPY in the patients with generalized, focal and segmental types of vitiligo were compared to controls. The results did not reflect any statistical importance (p>0.05). When the average NPY levels of the clinical types of the disease were compared to each other, there was no difference (p>0.05).There was no difference in the NPY levels between the patients with progressive disease and those in stable disease, too (p>0.05).

8.Congenital multiple glomangiomas: case reprt
Emine Derviş, Gül Barut, Sadullah Karun
Pages 46 - 50
Glomanjiyomlar kutanöz arteriyovenöz anastomozları çevreleyen, ısı düzenleyici fonksiyonu olan nöromiyoarteryel hücrelerden kaynaklanan selim tümörlerdir. Soliter ve multipl tipleri vardır. Multipl glomanjiyomlar son derece nadirdir ve daha sık görülen soliter glomus tümörleriyle klinik ve histolojik farklılıklar gösterirler.
Bu yazıda konjenital multipl glomanjiyomlu, 18 yaşında, bir bayan hasta sunulmuş ve glomanjiyomlara ilişkin literatür gözden geçirilmiştir.
Glomangiomas are benign tumors arising from neuromyoarterial cells surrounding cutaneous arteriovenous anastomoses that serve as temperature regulators. They exist as solitary or multiple types. Multiple glomangiomas are extremely rare and differ from the more common solitary glomus tumors in their clinical presentation and histological features. Here we present a 18-year-old female patient with congenital multiple glomangiomas and review the literature on glomangiomas.

9.Circumscribed vulvar lenfangioma: case report
Ayşe Gül Erdoğan, Deniz Balaban, Kadriye Koç
Pages 54 - 56
Lenfanjiom, lenfatik endotelle çevrili, dilate lenf kanallarından oluşan hamartomatöz bir oluşumdur. Gerçek bir neoplazi değil, malformasyon olarak kabul edilir. En sık görülen tipi olan lenfanjioma sirkumskriptum, genellikle doğumda ve çocuklukta, nadiren de erişkin dönemde ortaya çıkabilir. Bu yazıda literatürde seyrek rastlanan ve skrofuloderma sikatrisi zemininde gelişen bir lenfanjioma sirkumskriptum olgusunu sunmaktayız.
Lymphangioma is a hamartoma surrounded by lymphatic endothelium and dilated lymph channels. It is considered as a malformation, not a true neoplasm. The most common form is lymphangioma circumscriptum that involves dermal superficial lymph channels and is frequently seen at birth and during childhood. A rare case of lymphangioma circumscriptum arising from a scrofuloderma related scar is presented.

10.A case of breast carcinoma with pellegra, fissur and palmoplantar erythrodysesthesia secondary to 5-fluorouracil
Ayşe Pınarbaşı, Ertan Yılmaz
Pages 60 - 62
Sistemik 5-fluorourasil (5-FU) kullanımına bağlı birçok kutanöz reaksiyon rapor edilmiştir. Bu bildiride; grade II invaziv duktal meme karsinomu tanısıyla modifiye radikal mastektomi sonrası uygulanan 5-FU kemoterapisinin altıncı haftasında pellagra gelişen 48 yaşında bir kadın hasta rapor edilmektedir. Hastada ayrıca akral eritem, her iki ayak tüm parmak aralarında fissür ve ayak tırnaklarında pigmentasyon saptandı. 5-FU tedavisi kesilen ve 400 mg/gün dozda niasin verilen hastada, tedavinin birinci ayından itibaren pellagra ve diğer bulgularda dramatik gerileme gözlendi. Olgu; malin tümörü olan ve 5-FU benzeri ilaç kullanan hastalarda nikotinik asid eksikliğinin öneminin yeterince vurgulanması ve 5-FU’e ait farklı yan etkilerin bir arada bulunması nedeniye sunulmaktadır.
A variety of cutaneous reactions have been reported with the use of systemic 5-fluorouracil (5-FU). A 48-year-old woman with an invasive ductal adenocarcinoma grade II of the breast who developed pellagra after treatment with 5-FU. In addition, fissures on the toe webs, palmoplantar erytrodysesthesia and nail pigmentation were also seen. Dramatic improvement in the pellagra and other signs were observed in second month, following the cessation of 5-FU and niacin treatment at the dose of 400 mg/day. The case is reported to emphasize the importance of nicotinic acid deficiency in patients with malignant disease treated with 5-FU and to note the coexistence of the different side effects of 5-FU.

İZLENİM
11.
Eğitim Programı Geliştirme ve Değerlendirme Becerileri Kursu

Page 66
Abstract | Full Text PDF

YENİ YAYINLAR
12.
Yeni Kitaplar

Page 67
Abstract | Full Text PDF

13.
Haber Sayfası

Page 68
Abstract | Full Text PDF

DERMATOLOJİ 2005
14.
Program

Pages 69 - 71
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale