TURKDERM: 53 (3)
Volume: 53  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - IX

ORIGINAL INVESTIGATION
2.Evaluation of ischemia-modified albumin levels in acne vulgaris patients
Gülhan Gürel, Müjgan Karadöl, Ceylan Bal, Salim Neselioğlu, Emine Çölgeçen
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.71224  Pages 84 - 87
Amaç: Akne vulgaris (AV), geç çocukluk ve ergenlik çağında sık görülen yaygın dermatolojik hastalıklardan biridir. Bu çalışmada, kutanöz enflamatuvar bir hastalık olan AV’de, iskemi-modifiye albümin (İMA) seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya klinik olarak AV tanısı konulan 15-30 yaş arasında 74 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş AV hastalığı olmayan 60 sağlıklı kontrol alındı. Serum (İMA) düzeyi, albümin kobalt bağlama testi ile ölçüldü. İskemik durumlarda, kobaltın albümine bağlanmasının azaldığı bilinmektedir. Hasta serumu, kobalt klorid ile karıştırılıp 5 dakika süreyle inkübe edilir. Bu süreçte kobaltın albümine bağlanması sağlanır. İnkübasyondan sonra ditiyotreitol (DTT) eklenerek karıştırılır ve DTT’nin albümine bağlanmamış kobalt ile renkli bir kompleks oluşturması sağlanır. Oluşan renkli kompleks 500 nm dalga boyunda spektrofotometrik olarak ölçülür.
Bulgular: AV’li hasta grubunun yaş ortalaması 18,54 (±3,40), kontrol grubunun yaş ortalaması ise 17,68 (±3,37) olarak saptandı. AV hastalarında ortalama İMA düzeyi 0,82±0,023 iken, kontrol grubunda ortalama İMA düzeyi 0,80±0,017 olarak saptandı. İki grup arasında İMA düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). AV hastalarının alt grupları arasında İMA düzeyleri açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi.
Sonuç: Pubmed veri tabanı araştırıldığında AV hastalarında İMA düzeylerini araştıran başka çalışmaya rastlanmamıştır.
Background and Design: Acne vulgaris (AV) is one of the most common dermatological diseases seen in late childhood and adolescence. The purpose of this study is to evaluate ischemia-modified albumin (IMA) levels in AV, a cutaneous inflammatory disease. Materials and Methods: Seventy-four patients between 15 and 30 years of age with clinically diagnosed AV, and 60 healthy age and sex matched controls without AV were enrolled in the study. Serum IMA levels were measured using the albumin cobalt binding test. The capacity of cobalt to albumin decreases under ischemic conditions. Patient serum is mixed with cobalt chloride and incubated for 5 minutes, during which the cobalt is allowed to bind to the albumin. This is mixed with dithiothreitol (DTT) following incubation, and result in a colored complex with cobalt unbound to albumin for DTT. The resulting colored complex is measured spectrophotometrically at a wavelength of 500 nm.
Results: The mean age of the AV group with AV was 18.54 (±3.40), and the mean age of the control group was 17.68 (±3.37). The mean IMA level in the AV patients was 0.82±0.023, compared to 0.80±0.017 in the control group. The difference between the two groups was statistically significant (p<0.001). No significant difference was determined among the AV subgroups in terms of IMA levels.
Conclusion: Our search of the Pubmed database revealed no previous studies investigating IMA levels in patients with AV.

3.Demographic findings of patients diagnosed with pernio and comparison of their vitamin B12, folate and ferritin levels with a control group
Ebru Karagün, Sevim Baysak
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.27576  Pages 88 - 92
Amaç: Pernio, soğuğa maruz kalma sonrasında vücudun akral bölgelerinde oluşan enflamatuvar bir hastalıktır. Çalışmamızda pernio hastalarının demografik bulguları incelenerek B12 vitamin, folat, ferritin düzeylerinin pernio patogenezindeki yerini bulmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Eylül 2015-Nisan 2016 tarihleri arasında dermatololoji polikliniğine başvuran pernio tanısı alan hastalar ile benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip kontrol grubunda gerçekleştirildi. Grupların B12 vitamin, folat, ferritin düzeyleri karşılaştırıldı.
Bulgular: Hasta ve kontrol grupları yaş ve cinsiyet açısından benzerdi. Hasta grubunda B12 vitamin ve ferritin düzeyi anlamlı olarak düşüktü (p<0,05). Folat düzeyi açısından olgu-kontrol grupları arasında fark bulunmadı (p>0,05).
Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler ışığında pernio hastaların demografik bulguları literatürdeki çalışmalarla karşılaştırıldığında, benzer sonuçlar bulunmuştur. Çalışmamızda B12 vitamin düşüklüğün homosistein mekanizması üzerinden vazospazma yol açmak suretiyle pernio patogenezinde rol alması muhtemel olabileceği düşünülmektedir.
Background and Design: Pernio is an inflammatory disease that occurs in the acral regions of the body after exposure to cold. The study aimed to investigate the demographic findings of patients diagnosed with pernio and to determine the role of vitamin B12, folate and ferritin values in the pathogenesis of pernio.
Materials and Methods: This study was conducted in pernio patients diagnosed at the Ağrı State Hospital, Clinic of Dermatology Outpatient Clinic (Ağrı, Turkey) between September 2015 and April 2016. The healthy control group participants were of similar age and gender. Vitamin B12, folate and ferritin level measurements were compared between the groups.
Results: The patient and control groups were similar in age and gender. Vitamin B12 and ferritin levels were significantly lower in the patient group (p<0.05). Folate levels did not differ significantly between the groups (p>0.05).
Conclusion: According to the data obtained from our study, when the demographic findings of the pernio patients were compared with those in the literature, the results were found to be similar. In the patients with pernio, it is likely that low Vitamin B12 was involved in the pernio etiology via the mechanism of vasoconstriction/vasodilatation.

4.Effect of pulsed dye laser therapy on dermatology quality of life in patients with rosacea
Serkan Demirkan
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.68726  Pages 93 - 96
Amaç: Rozasea, yüz bölgesinde eritem, telenjiektazi, enflamatuvar papülopüstüler erüpsiyon ve flaşing ile karakterize bir deri hastalığıdır. Rozasea için farklı tedavi seçenekleri vardır. Eritematelenjiektazik rozaseada 595 nm pulsed dye lazer (PDL) iyi bir seçenek olarak bildirilmektedir. Rozasea, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Anksiyete gibi ruhsal problemlere sebep olabilir. PDL tedavisinin hastaların klinikleri dışında yaşam kaliteleri üzerine de etkisi olabilir. Bu çalışmanın amacı PDL’nin eritematelenjiektazik rozasealı hastaların yaşam kaliteleri üzerine etkisi olup olmadığını araştırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Yirmi üç eritematelenjiektazik rozasea hastasının, tedavi öncesi ve tedavi sonrası Rozasea Araştırmacı Genel Değerlendirme ölçeği ve Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) skorları karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların başlangıçtaki DYKİ skor ortalaması 16,1±0,44 iken üç tedaviyi takiben DYKİ skor ortalaması 4,3±0,01 idi. PDL, DYKİ altı alt kategorisinde de olumlu etkiye sahipti. Hastalara, hastalıklarının iyiye gitmesi konusundaki görüşleri sorulduğunda ilk uygulama sonrası ile 2. uygulama sonrası arasında anlamlı farklılık yoktu. Ancak 2. uygulama sonrası ile 3. uygulama sonrası arasında anlamlı farklılık vardı. Lazer tedavisi, eritematelenjiektazik rozaseanın tedavisinde diğer tedavi yöntemlerine göre bir devrim yaratmıştır. PDL eritematelenjiektazik rozasea hastalarının DYKİ’lerde pozitif etki göstermektedir.
Sonuç: PDL eritematelenjiektazik rozaseada güvenli ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Ayrıca hastaların yaşam kalitelerini artırmaya yardım eder.
Background and Design: Rosacea is a skin disease characterized by erythema, telangiectasia, inflammatory papulopustular eruption and flashing, preferentially affecting the convexities of the face. Among the various treatment options, 595 nm pulsed dye laser (PDL) has been reported to be a good option to treat the erythematotelengiectatic subtype of the disease. Rosacea affects the quality of life negatively, and can cause and clinical findings in patients. The aim of this study was to investigate the effect of PDL on the quality of life in patients with erythematotelengiectatic rosacea.
Materials and Methods: Twenty three patients with erythematotelengiectatic rosacea who were treated with three sessions of PDL were asked to complete the Rosacea Investigator Global Assessment scale and Dermatology Life Quality Index (DLQI) questionnaires before and after treatments.
Results: The mean pre-treatment DLQI score of the patients was 16.1±0.44, and the mean DLQI score of the patients was 4.3±0.01 after the third treatment. PDL had positive effects on six subcategories of the DLQI. When the patients were asked about the improvement of their disease, there was no significant difference between the first and second PDL applications. However, there was a significant difference between the second and third post-treatment scores. Laser therapy has revolutionized the treatment of erythematotelengiectatic rosacea according to other treatment modalities, and PDL shows a positive effect on the DLQI in patients with erythematotelengiectatic rosacea. Conclusion: PDL is a safe and effective treatment option in erythematotelangiectatic rosacea. It also helps to improve the quality of life in patients.

5.Erythrasma frequency in patients with interdigital maceration
Dursun Türkmen, Gamze Türkoğlu
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.05926  Pages 97 - 100
Amaç: Eritrazma Corynebacterium minutissimum’un sebep olduğu yüzeyel, lokalize, hafif ve sıklıkla kronik seyreden bir deri enfeksiyonudur. İnterdijital varyantı ayağın en yaygın bakteriyel enfeksiyonudur ve eritrazmanın en yaygın formudur. Sıklıkla fissür ya da skuamla beraber interdijital bölgelerin asemptomatik, kronik maserasyonu ile seyreder. Bu çalışmanın amacı interdijital maserasyonla başvuran ve genellikle tinea pedis düşünülen hastalarda eritrazma sıklığını araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışma 15 Ocak 2018 ile 15 Nisan 2018 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmada interdijital maserasyon şikayeti ile başvuran 116 hasta yer aldı. Tüm hastalar için demografik bilgileri içeren anket formu dolduruldu. Tüm hastalar Wood lambası ile muayene edildi, alınan smearlar Gram boyamayla boyandı ve %20 potasyum hidroksit ile direkt mikroskopik inceleme yapıldı.
Bulgular: İnterdijital maserasyonu olan 116 hastanın 97’si (%83,6) eritrazma tanısı aldı. Bu 97 eritrazmalı hastanın; 66’sı erkek (%68), 31’i kadın’dı (%32) ve ortalama yaş 48,27±16,29 (minimum yaş: 20, maksimum yaş: 86 yıl) idi. Eritrazma tanısı alan 97 hastanın 15’inde sadece Gram boyama, yedi hastada ise sadece Wood muayenesi pozitifti. Yetmiş beş hastada ise hem Wood muayenesi hem de Gram boyama pozitifti. Altmış beş hastada (%67) direkt potasyum hidroksit bakısında fungal enfeksiyon tespit edildi.
Sonuç: Maserasyonlu hastalarda eritrazma sık görülür. Tanı oranını artırmak için Wood ışığı muayenesi ve Gram boyamayı birlikte kullanmak önemlidir. Ayrıca interdijital alanlar etkilendiğinde eritrazmanın kandida ve dermatofit enfeksiyonu ile birlikte görülebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Background and Design: Erythrasma is a superficial, local, mild and chronic skin infection caused by Corynebacterium minutissimum. Interdigital variant is the most frequent site for bacterial infection of the feet and it is the most common form of erythrasma. It frequently involves moist and closed intertriginous areas together with fissure or squama. The purpose of this study is to research the frequency of erythrasma in patients who refer with interdigital maceration and who are generally considered to have tinea pedis.
Materials and Methods: The study was conducted between 15 January 2018 and 15 April 2018. A total of 116 patients who referred with the complaint of interdigital maceration were included in the study. A questionnaire form including demographic information were completed for all patients. All patients were examined with Wood lamp, smears taken were stained with Gram staining and examined under direct microscopy with 20% potassium hydroxide.
Results: Of all the 116 patients with interdigital maceration, 97 (83.6%) were diagnosed with erythrasma. Of these 97 erythrasma patients, 66 (68%) were male, 31 (32%) were female and the average age was 48.27±16.29 (minimum age: 20, maximum age: 86 years). Fifteen patients had only Gram staining positive, while 7 patients had only Wood examination positive. Seventy-five patients had both Wood examination and Gram staining positive. Fungal infection was found in direct potassium hydroxide examination of 65 (67%) patients. Conclusion: Erythrasma is frequently seen in patients with maceration. It is important to use Wood light examination and Gram staining together to increase diagnostic accuracy. In addition, it should be kept in mind that erythrasma can be seen with candida and dermatophyte infection when interdigital areas are affected.

6.The efficacy of adalimumab therapy in refractory hidradenitis suppurativa: Retrospective analysis
Meltem Türkmen
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.58295  Pages 101 - 105
Amaç: Hidradenitis süpürativa (HS) ağrılı, kronik, enflamatuvar bir deri hastalığı olup, tedavisinde henüz efektif bir standart yöntem bulunmamaktadır. HS tedavisinde adalimumab ile başarılı sonuçların alındığı çalışma sayısı gittikçe artmaktadır.
Gereç ve Yöntem: Dirençli HS tanısıyla adalimumab başlanılan 9 hastada adalimumabın etkinliği, yan etkileri retrospektif olarak incelendi. Adalimumab haftada 40 mg subkutan olarak uygulandı. Tedavi süresince enfeksiyonlar ve olası diğer yan etkiler açısından hastalar yakın takibe alındı. Hastalarda nodül, apse ve fistüller tedavinin başında, tedavinin 4. haftasında ve 12. haftasında sayı olarak belirlendi. Tedavi öncesi ve tedavinin 12. haftasında kayıt altına alınan global ağrı skorlarının, hastaların yaşam kalite indeks skorlarının ve C-reaktif protein (CRP) düzeylerinin değerleri, tedavi öncesi ve tedavinin 12. haftasında incelendi.
Bulgular: Şiddetli HS nedeniyle adalimumab alan 9 hastanın yaşları 33-67 (ortalama 50,6) arasında olup, hastaların 7’si erkekti. Hastalık süreleri 2-25 yıl (ortalama 13 yıl) arasında değişmekte idi. Hastaların 5’i Hurley sınıflamasına göre evre 2, 4’ü ise evre 3 olarak tespit edildi. On ikinci haftada yapılan değerlendirmede nodül sayısında %60,2, apse sayısında %69,3 ve akıntılı fistül sayısında %52,1 azalma saptandı. Tedavinin başlangıcında ortalama 16,3 mg/L olan CRP düzeyleri 12. haftada 5,5 mg/L olarak tespit edildi. Hastalara tedavi öncesi uygulanan yaşam kalite indeksi skoru ortalama 23,4 iken 12 haftanın sonunda skor 6,8’e gerileyerek, hastaların yaşam kalitesinde belirgin düzelme saptandı. Tedavi öncesi 6,6±3,4 olan ağrı skorları, tedavinin 12. haftasında 1,5±2,5’e geriledi. Adalimumab tedavisi sırasında hastalarda herhangi bir yan etki gözlenmedi.
Sonuç: Bu çalışmada adalimumab, orta ve şiddetli HS’de efektif ve iyi tolere edilen bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilmiştir.
Background and Design: Hidradenitis suppurativa (HS) is a painful, chronic, inflammatory skin disease and there is no effective standard method for its treatment. The studies on the successful results of adalimumab in the treatment of HS are increasing and its use is approved by the Ministry of Health in our country.
Materials and Methods: The efficacy and side effects of adalimumab were evaluated retrospectively in 9 patients who were diagnosed with resistant HS. Adalimumab was administered 40 mg subcutaneously per week. Patients were followed closely for infections and other side effects. In patients, nodules, abscesses and fistulas were determined at the beginning of the treatment, at the 4th and 12th week of the treatment. The values of global pain scores, life quality index scores and C-reactive protein (CRP) levels recorded at the beginning and at the 12th week of the treatment were evaluated.
Results: The ages of 9 patients receiving adalimumab for severe HS were between 33-67 (mean: 50.6), and 7 of the patients were male. The disease duration ranged from 2 to 25 years (mean: 13 years) 5 of the patients according to the Hurley classification was determined as stage 2 and 4 as stage 3. In the 12th week, the number of nodules, abscess and draining fistulas were decreased respectively 60.2%, 69.3% and 52.1%. C-reactive protein levels CRP of 16.3 mg/L at the beginning of treatment were 5.5 mg/L at 12 weeks. Before the treatment, life quality index score was 23.4, and after 12 weeks, the score decreased to 6.8. There was a significant improvement in the quality of life. Pain scores of 6.6±3.4 before the treatment were reduced to 1.5±2.5 in the 12th week of treatment. No side effects were observed during treatment.
Coclusion: In this study, adalimumab was evaluated as an effective and well tolerated treatment option in moderate and severe HS.

7.Nail dermoscopy findings in childhood psoriasis
Melike Kibar Öztürk, İlkin Zindancı, Betül Sözeri
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.34392  Pages 106 - 112
Amaç: Tırnak dermatoskopisi veya onikoskopi, proksimal ve lateral tırnak kıvrımları, hiponişyum, tırnak plağı ve tırnak yatağından oluşan tırnak ünitesinin, non-invaziv bir şekilde incelenmesidir. Tırnak psoriazisinin tanısında, cerrahi tecrübe gerektiren invasiv bir işlem olan, tırnak biyopsisi, dermatologlar tarafından nadiren uygulanır. Çocukluk çağı tırnak psoriazisinin tanısında tırnak dermatoskopisi, tırnak biyopsisinden kaçınmayı sağlayarak önemli bir avantaj sağlayabilecektir. Bir grup pediyatrik psoriazisli hastada, tırnak psoriazisinin dermatoskopik özelliklerini araştırmak ve bu bulguları sağlıklı çocukların bulguları ile karşılaştırmak.
Gereç ve Yöntem: Tırnak psoriazisi olan 45 hasta (23 kız, 22 erkek) ve 45 sağlıklı çocuk bu çalışmaya dahil edildi. Aktif psoriazis deri lezyonu (deri biyopsisi ile verifiye) ve en az 1 adet psoriatik tırnak tutulumu bulgusu olan hastalar, tırnak psoriazisi olarak kabul edildi. Psoriazis Alan Şiddet İndeksi ve Tırnak Psoriazisi Şiddet İndeksi skorları hesaplandı. Onikomikozlu hastalar çalışmaya dahil edilmedi. İncelemeler manuel dermatoskop ile yapıldı (Dermlite DL4 PigmentBoost Plus X10; 3 Gen, San Juan Capistrano, CA, USA). χ2 testi kullanıldı.
Bulgular: Tırnak yatağı ve matriksinde en sık izlenen dermatoskopik bulgular piting (%62,2), punktat lökonişi (%55,5), hemorajiler (splinter veya noktasal) (%40), distal onikoliz (%40), siyah filamentöz yapılar (%35,5), trakiyonişi (%33,3) ve salmon yamaları (%26,6), proksimal ve lateral tırnak foldlarında ise en sık kırmızı zeminde dağınık noktasal damarlar (%46,6) izlenirken, periferdeki deride en sık periungual deskuamasyon izlendi (%48,8).
Sonuç: Bu çalışma, tırnak dermatoskopisinin, tırnak psoriazisi tanısındaki önemini ve tırnak biyopsisinden kaçınmada yararlılığını vurgulamaktadır.
Background and Design: Nail dermatoscopy or onychoscopy refers to the examination of the nail unit which consists of the proximal and lateral nail folds, hyponychium, nail plate and nail bed non-invasively. Nail biopsies which require surgical expertise are invasive procedures that are seldom performed by dermatologists in diagnosis of psoriasis. Nail dermatoscopy may offer a distinct advantage by helping avoid nail biopsies in diagnosis of childhood psoriasis. To evaluate the dermatoscopic features of nail psoriasis in a pediatric group of patients and to compare these findings with healty children.
Materials and Methods: A total of 45 pediatric patients with nail psoriasis (23 girls, 22 boys) and 45 healthy children were enrolled in the study group. Patients with active psoriatic skin lesions (confirmed by skin biopsy) who had at least one psoriatic nail feature were considered to have nail psoriasis. Psoriasis Area and Severity Index and Nail Psoriasis Severity Index scores are evaluated. Patients with onychomycosis were excluded. Dermatoscopic examination of all nails was performed using a manual dermatoscope with x10 magnification. χ2 test was used.
Results: The most frequent dermatoscopic features in the nail bed and matrix were pitting (62.2%), punctate leukonychia (55.5%), haemorrhages (splinter and/or dot) (40%), distal onycholysis (40%), black filamentous structures (35.5%), trachyonychia (33.3%) and salmon patches (26.6%) while a reddish background with sparse dotted vessels (46.6%) and periungual desquamation (48.8%) were the most frequent findings in the proximal and lateral nail folds and in the adjacent skin, respectively.
Conclusion: This study highlights the usefulness of nail dermoscopy in helping the diagnosis of nail psoriasis by avoiding an additional nail biopsy in the pediatric population.

CASE REPORT
8.Spontaneous regression of pediatric extragenital lichen sclerosus: A case report
Atiye Oğrum, Pervin Dürer
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.08634  Pages 113 - 115
Liken sklerozus (LS) etiyolojisi bilinmeyen kronik enflamatuvar bir dermatozdur. Olguların büyük kısmı prepubertal ve perimenopozal dönemde olmakla beraber, hastalık her yaş grubunu etkileyebilir. Ağırlıklı olarak anogenital bölge etkilenmekte olup, ektsragenital tutulum çocuklukta nadir görülür. Anogenital lezyonlar klasik olarak kaşıntılı ve ağrılı beyaz ya da kırmızı yamalar şeklindeyken, ekstragenital lezyonlar sıklıkla asemptomatik beyaz papül ya da yamalar şeklindedir. Ekstragenital lezyonların en sık yerleştiği alanlar gövde, boyun ve aksilladır. Kızlardaki genital LS lezyonlarının çoğunluğu puberte döneminde spontan gerilerken, çocuklardaki ekstragenital LS lezyonlarının prognozuna ilişkin bilgi sınırlıdır. Burada, ekstragenital LS lezyonunda spontan regresyon görülen 14 yaşında bir kız olgu sunuldu.
Lichen sclerosus (LS) is an inflammatory chronic dermatosis with unclear etiology. It can affect all individuals with any age, although the majority of cases occur in prepubertal and perimenopausal periods. The anogenital region is predominantly affected, and the extragenital involvement is uncommon in childhood.Anogenital lesions are classically pruritic and painful white or red patches; however extragenital lesions are generally asymptomatic white papules or patches. The most common sites for extragenital lesions are trunk, neck, and axillae. Most genital LS cases resolve spontaneously during puberty in girls; however we have limited knowledge about the prognosis of extragenital LS in children. Here, we report a case of spontaneous regression of extragenital LS in a 14-year-old girl.

9.A case of tinea corporis with endothrix type hair involvement
Dursun Türkmen
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.10179  Pages 116 - 118
Dermatofitozlar, epidermisin stratum korneumunu, tırnakları ve kılları etkileyen, ölü keratin dokusunda yaşayabilen mantarların enfeksiyonlarıdır. Tinea korporis saçlı deri, sakal, el, ayak ve inguinal bölgeler dışındaki deride görülen yüzeyel dermatofit enfeksiyonudur. Burada, kılların endotriks olarak etkilendiği bir tinea korporis olgusu sunulmaktadır. Yirmi altı yaşında erkek hasta sol el sırtı ve önkol dış yüzünde iki adet endüre plak nedeniyle başvurdu. Alınan skuamlardan yapılan potasyum hidroksit (KOH) incelemesi negatif, ancak lezyon yerindeki kıllardan KOH incelemesi pozitif bulundu. Hasta sistemik terbinafin tedavisine iyi yanıt verdi. Klinik olarak tinea düşünülen hastalarda skuamdan direk KOH incelemesi negatif olursa lezyon yerindeki kıllardan inceleme yapmak tanıyı kolaylaştırabilir.
Dermatophytoses are the infections of fungi which can live in dead keratin tissue and affect the stratum corneum of epidermis, nails and hairs. Tinea corporis is a superficial dermatophytosis which is seen in skin parts except hairy skin, beard, hand, foot and inguinal region. This report describes a tinea corporis case with endothrix type of hair involvement. A 26-year-old male patient referred for two indurated plaques on the dorsum of the right hand and the extensor surface of the forearm. A potassium hydroxide (KOH) analysis of lesional skin scrapings was negative, while the KOH analysis of the hairs was positive. The patient responded well to systemic terbinafine therapy. In patients who are considered clinically as tinea, if direct KOH analysis from skin scrapings is negative, examination of the hairs at the lesional area may facilitate diagnosis.

10.İdiopathic palmoplantar filiform hyperkeratosis succesfully treated with systemic isotretinoin
Selma Korkmaz, İjlal Erturan, Başak Filiz, Nermin Karahan, İbrahim Metin Çiriş, Mehmet Yıldırım
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.34466  Pages 119 - 121
Filiform hiperkeratoz özellikle palmoplantar tutulum yapan ve nadiren vücudun diğer bölgelerini de tutabilen bir hastalıktır. Genellikle maligniteler veya sistemik hastalıklar ile birlikte görülmekte olup nadiren idiyopatik olarak da gelişebilmektedir. On sekiz yaşında kadın hasta 6 aydır el ve ayaklarında dikensi karakterde deri uzantıları ile kliniğimize başvurdu. Öncesinde herhangi bir kontakt madde temasının olmadığını, bu şikayetlerine yönelik herhangi bir topikal veya sistemik tedavi almadığını ifade etti. Özgeçmişinde ve soygeçmişinde herhangi bir özellik yoktu. Sistem muayenesi normal olarak değerlendirildi. Dermatolojik muayenesinde; bilateral palmoplantar bölgede yaygın filiform karakterde hassas papüller izlendi. Hastanın palmar bölgesindeki lezyondan alınan deri biyopsisinde; yüzeyde hiperkeratoz, fokal regüler akantoz gösteren epidermis görüldü. Bu olguda ailesinde benzer lezyonu olan birey yoktu ve yapılan radyolojik incelemelerinde, biyokimya, hemogram ve tümör belirteçlerinde herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı. Böylece hasta edinsel idiyopatik palmoplantar filiform hiperkeratoz olarak değerlendirildi ve 20 mg/gün isotretinoin tedavisi başlandı. Tedaviden 2 ay sonra lezyonlarda tama yakın gerileme gözlendi.
Filiform hyperkeratosis is a disease that often involves the palmoplantar region and rarely can involve other parts of the body. It is usually associated with malignancies or systemic diseases, but rarely it can also occur as idiopathic. An 18-year-old woman was admitted to our clinic with the complaints of dermatological skin extensions on her hands and feet for 6 months. She stated that there was no contact of any chemical agent and did not receive any topical or systemic treatment for these complaints. The patient was otherwise healthy and her past medical history and family history were non‐contributory. The systemic examination was evaluated as normal. In dermatologic examination, painful, filiform papules were observed in both palmoplantar regions. Hyperkeratosis and focal regular acanthosis was detected in the skin biopsy from the palmar region of the patient. There was no individual with a similar lesion in in her family, and no pathological findings were found in biochemistry, hemogram and tumor markers. Patient was evaluated as idiopathic palmoplantar filiform like hyperkeratosis with these findings and 20 mg/day isotretinoin treatment was started. It was observed that the lesions almost completely retreat after 2 months of treatment.

11.Vestibular papillomatosis mimicking genital warts in a pregnant woman
Atiye Oğrum, Hatice Yılmaz Doğru
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2018.47701  Pages 122 - 124
Vestibuler papillomatozis (VP), vulvanın bir anatomik varyantı olarak kabul edilmekte olup, erkekteki penil incimsi papülün kadındaki karşılığı olduğu düşünülür. Kadınların yaklaşık %1’inde görülmekte olup, labia minör ve vajinal introitus çevresinde yerleşen küçük, pembe, yumuşak papüllerle karakterizedir. Genellikle semptom oluşturmamakla birlikte, bazı kadınlar kaşıntı, yanma, hassasiyet ve ağrı gibi şikayetlerden yakınırlar. Etiyolojisinde insan papillomavirüs suçlanmakla birlikte, bu ilişkiyi destekleyen bulguya rastlanmamıştır. VP ve genital verrü benzerliği nedeniyle yapılan gereksiz inceleme ve tedaviler hastalarda anksiyeteye neden olabilir. Burada, genital verrü tanısı nedeniyle sezaryen ile doğum planlanan 37 haftalık gebe kadın sunuldu.
Vestibular papillomatosis (VP) is considered as an anatomical variant of vulva and suggested as the counterpart of pearly penile papules in males. The condition, approximately present in about 1% of women, is characterized by pink, smooth, small papules located around the labia minor and vaginal introitus. Although it usually shows no symptoms; some women suffer from complaints such as itching, burn, sensitivity, and pain. Despite human papillomavirus has been accused in the etiology, no outcomes are found to support this association. The similarity of VP to genital warts leads to unnecessary examinations and treatments, thus causing anxiety in patients. Here, we present a case with 37 weeks of pregnancy, who is planned to undergo cesarean section due to diagnosis of genital warts.

DERMATOLOGIST ANSWERS FOR COSMETOLOGY QUESTIONS
12.Is Radiofrequency Really Effective in Rejuvenation?
Arzu Görgülü Eraslan
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2019.01058  Pages 125 - 127
Abstract | Full Text PDF