TURKDERM: 51 (3)
Cilt: 51  Sayı: 3 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Psoriazisde komorbiditeler: Psoriazisin sistemik hastalık olarak kabul edilmesi ve güncel yaklaşım
Comorbidities in psoriasis: The recognition of psoriasis as a systemic disease and current management
Göknur Kalkan
doi: 10.4274/turkderm.09476  Sayfalar 71 - 77 (216 kere görüntülendi)
Tüm dünyada %2-3 oranında görülme sıklığına sahip psoriazis, geçmişte sadece deriye sınırlı kabul edilirken, günümüzde birçok komorbiditenin eşlik ettiği kronik sistemik enflamatuvar bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Orta-şiddetli düzeyde psoriazisi olanlarda daha sık görülen komorbiditelerle ilgili çeşitli sınıflamalar mevcuttur. Basit olarak klasik, kronik sistemik enflamasyonla ilişkili, yaşam tarzı ile ilgili ve tedavi ile ilgili olarak sınıflanabileceği gibi medikal komorbiditeler, psikiyatrik/psikolojik komorbiditeler ve komorbiditelere katkı yapan durumlar şeklinde de sınıflanabilmektedir. Bu derlemede psoriazis ve eşlik eden komorbiditelerin gözden geçirilmesiyle; komorbiditelerin erken tanı ve tedavisini sağlama, komorbiditilerin erken tespitine yönelik geliştirilen tarama önerilerini öğrenme ve hastalığın yönetiminde entegre, multidisipliner yaklaşım ile uzun dönem hastalık kontrolü ve hayat kalitesinde düzelme sağlamak hedeflenmektedir.
Psoriasis, with a worldwide prevalence of 2-3%, is now assumed as a systemic chronic inflammatory disease accompanied by comorbidities while it was accepted as a disease limited only to the skin in the past. There are several classifications of the comorbidities which are more common in patients with moderate to severe psoriasis. Simply, comorbidities can be classified as classic, emerging, related to lifestyle, related to treatment. They can also be categorized as medical comorbidities, psychiatric/psychologic comorbidities, and behaviors contributing to medical and psychiatric comorbidities. In this review, providing early diagnosis and treatment of comorbidities, learning screening recommendations for early detection and long-term disease control and improvement in life quality by integrated, multidisciplinary approach were targeted.

ARAŞTIRMALAR
2.
Lokalize lezyonlara sahip vitiligo hastalarının tedavisinde mikrofototerapinin etkinliği
The efficacy of microphototherapy in vitiligo patients with localized lesions
Neslihan Yıldırım, Gül Erkin
doi: 10.4274/turkderm.37043  Sayfalar 78 - 83 (185 kere görüntülendi)
Amaç: Vitiligo kronik bir deri hastalığıdır. Mevcut tedavi yöntemlerine bağlı oluşabilen yan etkileri azaltmak için yeni tedavi yöntemlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Mikrofototerapi yöntemi sınırlı sayıda lezyona sahip (lezyonların vücut yüzey alanının %10’undan azını etkilemesi) vitiligo hastalarını tedavi etmek için kullanılmaya başlamıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamız lokalize lezyonlara sahip vitiligo hastalarında mikrofototerapinin etkinliğini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Prospektif olan ve kör olmayan bu çalışmada hastalara ultraviyole (UV) B ışını yayan MedLight CupCUBE Grimed® mikrofototerapi cihazı ile başlangıç UV dozu 150 mJ/cm2 ve 5 saniye, her seansta doz artımı 30 mj/cm2 ve 1 saniye olacak şekilde haftada 3 kez en az 50 seans boyunca tedavi uygulanmıştır. Vitiligo Alan Skorlama İndeksi (VASİ) %50 (VASİ’de %50 azalma) 50 seans sonunda istenilen en az yanıt olarak kabul edilmiştir.
Bulgular: On dört hastaya ait 33 lezyon tedaviye alınmıştır. Tedaviye yanıtlar VASİ ile değerlendirilmiştir. Otuz üç vitiligo lezyonunda tedaviyle beraber ortalama VASİ 0-50. seanslar arasında 2,25’ten 1,79’a gerileyerek %20,4 düşme göstermektedir (p<0,05). VASİ değerlerinde düşüş 21 lezyonda izlenirken, 21 lezyonun ancak 11’inde VASİ %50’den fazla düşme göstermiş ve istenilen yanıt düzeyine ulaşılmıştır, kalan 10 lezyonda VASİ %50 hedefine ulaşılamamıştır. Sonuçta, 22 (%66,7) lezyon hedefe ulaşamazken, 11 (%33,3) lezyon istenen en az yanıt düzeyi olan VASİ %50’ye ulaşmıştır.
Sonuç: MedLight CupCUBE Grimed® mikrofototerapi cihazı bu çalışmada uygulanan tedavi dozları, süresi ve artışları ile lokalize lezyonlara sahip vitiligo hastalarının tedavisinde düşük düzeyde etkinliğe sahip gözükmektedir. Bu tedaviyi segmental olmayan, lokalize lezyonlara sahip vitiligo hastalarında ilk seçenek olarak veya tek başına uygulamak yerine topikal tedavilerin ilk olarak denenmesi, total seans sayısının azaltılabilmesi için minimal eritem dozunun hesaplanıp başlangıç UV doz ve sürelerinin belirlenmesi daha uygun olacaktır.
Background and Design: Vitiligo is a chronic skin disease. To reduce side effects associated with current treatment modalities, new treatment methods are required. Microphototherapy was introduced to treat vitiligo patients with a limited number of lesions (lesions affecting <10% of the body surface area).
Materials and Methods: Our study has aimed to evaluate the efficacy of microphototherapy in vitiligo patients with localized lesions. In this unblinded and prospective study, patients were treated thrice weekly for at least 50 sessions using an MedLight CupCUBE Grimed® microphototherapy device which emits ultraviolet B spectrum with a starting dose of 150 mJ/cm2 for 5 seconds and with increments of 30 mj/cm2, 1 second at each session. At the end of the 50th session, 50% reduction in Vitiligo Area Scoring Index (VASI) score was accepted as the required minimum response.
Results: Thirty-three lesions from 14 patients were treated. Treatment outcome was evaluated based on the VASI. Between 0th and 50th sessions, the mean VASI score in 33 lesions decreased from 2.25 to 1.79 showing 20.4% decline (p<0.05). Twenty-one of 33 lesions exhibited decrease in VASI scores at the end of the 50th session although only 11 of these 21 lesions reached the target of VASI 50% while the remaining 10 lesions did not reach the target. As a result, 11 lesions (33.3%) reached VASI 50% while the remaining 22 lesions (66.7%) did not reach the target.
Conclusion: The efficacy of the MedLight CupCUBE Grimed® microphototherapy device was poor with these starting doses, durations and increments for the treatment of patients with vitiligo who had localized lesions. Trying topical therapies initially, calculating minimal erythema dose and, thus, measuring the beginning ultraviolet doses and durations as a way to decrease the number of in-hospital sessions are feasible rather than applying this technique as the first option or alone in vitiligo patients with non-segmental and localized lesions.

3.
Türk güreşçilerde deri enfeksiyonları sıklığının araştırılması
Investigation of skin infection frequency in Turkish wrestlers
Ömer Kaynar, Ragıp İsmail Engin, Fikret Dağdeviren, Mikail Yılmaz, Bora Özkan, Sadık Öztürk
doi: 10.4274/turkderm.81231  Sayfalar 84 - 87 (154 kere görüntülendi)
Amaç: Bu araştırmanın amacı Türk güreşçilerde görülen dermatolojik enfeksiyonların sıklığını belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Türkiye’nin farklı illerindeki spor kulüplerinde aktif olarak güreş yapan 202 gönüllü sporcu katıldı. Araştırmaya başlamadan önce hazırlanan “Sporcu Geçmişi ve Dermatolojik Muayene Bulguları” anketindeki sorular dermatolog tarafından sporculara muayene edildiği sırada soruldu ve her bir güreşçinin muayene bulguları bu anket formuna kaydedildikleri değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmamızda yer alan 202 Türk güreşçinin fiziksel muayenesi sırasında 115’inde (%57) deri enfeksiyonları görüldüğü, 87’sinde (%43) ise deri enfeksiyonlarının görülmediği tespit edildi. Bu enfeksiyonların sırayla mantar, bakteri ve virüs kaynaklı %31, %18 ve %8 olduğu tespit edildi. Enfeksiyon oranları sırayla tinea korporis, tinea pedis, eritrazma, follikülit, verrü, onikomikoz, paronişi, herpes, impetigo ve tinea versikolor, 25 (%12), 28 (%14), 15 (%8), 12 (%6), 12 (%6), 8 (%4) 6 (%3), 5 (%2), 2 (%1) ve 2 (%1) teşhis edildi.
Sonuç: Çalışmamızda Türk güreşçilerinde deri enfeksiyonlarının görüldüğü fakat deri enfeksiyonlarının literatür bulgularında yer aldığı kadar yaygın olmadığı anlaşılmaktadır. Güreşçilerde bu enfeksiyonların görülme sıklığını azaltmak için erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Background and Design: The aim of this study was to determine the frequency of dermatological infections among Turkish wrestlers. Materials and Methods: We included 202 wrestlers from different regions of Turkey who volunteered to participate in the study. The “Athlete Biography and Dermatologic Examination Findings” survey that was designed before the research was completed during dermatological examination and dermatologic findings of each athlete were evaluated.
Results: During the physical examination of 202 Turkish wrestlers, 115 (57%) of participants were observed to have skin infection while no skin infection was found in 87 (43%). It has been detected that these infections were fungal, bacterial and viral in 31%, 18% and 8% of patients, respectively. The rates of infections were 25 (12%), 28 (14%), 15 (8%), 12 (6%), 12 (6%), 8 (4%), 6 (3%), 5 (2%), 2 (1%), and 2 (1%) for tinea corporis, tinea pedis, erythrasma, folliculitis, wart, onychomycosis, paronychia, herpes, impetigo, and tinea versicolor, respectively.
Conclusion: In this study, it was found that Turkish wrestlers had skin infections, these infections were not as common as reported in the literature. It can be understood that early diagnosis and treatment is very important in reducing the prevalence of these infections in wrestlers.

4.
Psoriazisli hastalarda romatolojik anket ile değerlendirilme erken psoriatik artrit tanısı saptanmasına verimli biçimde yardımcı olur
Evaluation of psoriasis patients with a rheumatologic questionnaire efficiently aids in early detection of psoriatic arthritis
Sibel Doğan, Nilgün Atakan, Sema Koç Yıldırım, Umut Kalyoncu, Abdülsamet Erden
doi: 10.4274/turkderm.87405  Sayfalar 88 - 91 (169 kere görüntülendi)
Amaç: Psoriatik artrit (PsA), entezit ve/veya yumuşak doku şişliği tüm psoriazisli hastaların yaklaşık %6-30’unda birlikte görülmektedir. Geri dönüşü olmayan komplikasyonlar ile giden sakatlayıcı ciddi bir komorbidite olması nedeniyle PsA’nın erken tanısı önemlidir.
Gereç ve Yöntem: Mart 2014-Mart 2015 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Polikliniği’ne başvuran öncesinde PsA tanısı olmayan plak psoriazisli hastalar çalışmaya dahil edildi. Demografik bilgiler, daha önce alınan tedaviler, laboratuvar parametreler ve muayene bulguları toplandı. Tüm hastalara aynı hekim tarafından eşlik edebilecek romatolojik şikayetler ile ilgili hazırlanmış beş sorudan oluşan romatolojik anket uygulandı. En az bir soruya pozitif yanıt veren hastalar aynı merkezin romatoloji bölümüne konsülte edilerek değerlendirildi.
Bulgular: İki yüz yirmi üç hasta çalışmaya dahil edildi, %58’i (n=129) erkek ve %42’si (n=94) kadındı. Hastaların ortalama yaşı 43,46±14,31 yıldı. Ortalama Psoriazis Alan ve Şiddet İndeks skoru 12,66±9,89 idi. Ankette en sık saptanan şikayet istirahatte miyalji/artralji varlığı olarak hastaların %28’inde (n=62) saptandı. Hastalardan ankette en az bir pozitif yanıtı olan %30’u (n=69) romatoloji bölümüne konsülte edildi, bu hastaların %24’ü (n=53) romatoloji tarafından değerlendirildi. Bu hastaların %40’ında (n=21) PsA, %6’sında (n=3) sakroiliit, %4’ünde (n=2) ankilozan spondilit ve bir hastada tanımlanamayan bağ doku hastalığı olmak üzere hastaların %51’i (n=27) hasta romatolojik hastalık tanısı aldı
Sonuç: Dermatoloji hekimlerinin PsA semptomlarından şüphelenme, bu belirtileri sorgulama ve muayene yetilerinin geliştirilmesi erken tanının sağlanabilmesi için önemlidir. Bu çalışmada psoriazisli hastalarda standart bir romatolojik anket uygulaması ile verimli biçimde PsA tanısının tahmin edilebileceği sonucuna varılmıştır.
Background and Design: Psoriatic arthritis (PsA), enthesitis and/or soft tissue swelling accompany psoriasis in 6-30% of all psoriatic patients. Early recognition of PsA is crucial since it is a serious disabling comorbidity with irreversible complications.
Materials and Methods: Patients, who were admitted to the outpatient clinic of Hacettepe University Faculty of Medicine Department of Dermatology between March 2014 and 2015 with plaque psoriasis lacking any prior PsA diagnosis, were enrolled for this study. Demographic data, previous treatment history, laboratory parameters and physical examination of the patients were collected. All patients were examined by the same physician with a rheumatologic questionnaire that consists of five questions about any accompanying rheumatologic complaints. All patients who had at least one positive answer were consulted with the department of rheumatology at the same center.
Results: Two hundred and twenty-three patients were included, 58% (n=129) were male and 42% (n=94) were female. The mean age of the patients was 43.46±14.31 years. The mean Psoriasis Area and Severity Index score was 12.66±9.89 standard deviation. The most common complaint detected by the questionnaire was myalgia/arthralgia at rest in 28% (n=62) of the patients. 30% (n=69) of the patients were consulted to rheumatology for a positive answer on the questionnaire and 24% (n=53) of the patients were evaluated by a rheumatologist. 51% (n=27) of the evaluated patients were diagnosed with a rheumatologic disease which were PsA in 40% (n=21), sacroiliitis in 6% (n=3), ankylosing spondylitis in 4% (n=2), and unspecified connective tissue disease in one patient.
Conclusion: The improvement of dermatologist’s skills about suspecting, questioning and examining PsA symptoms is crucial for early diagnosis. This study concludes that a standard rheumatologic questionnaire efficiently helps dermatologists to predict PsA in psoriatic patients.

5.
Psoriazis hastalarında kan homosistein, folik asit, vitamin B12 ve vitamin B6 düzeyleri
Blood homocysteine, folic acid, vitamin B12 and vitamin B6 levels in psoriasis patients
Meltem Uslu, Neslihan Şendur, Ekin Şavk, Aslıhan Karul, Didem Kozacı, Cengiz Gökbulut, Göksun Karaman, İmran Kurt Ömürlü
doi: 10.4274/turkderm.22566  Sayfalar 92 - 97 (251 kere görüntülendi)
Amaç: Homosistein kardiyovasküler hastalık, otoimmünite-enflamasyon ve DNA metilasyonu ile ilişkilendirilen sülfür içeren bir aminoasittir. Bu olgu-kontrol çalışmasında psoriazisli hastalarda plazma homosistein düzeylerinin ve homosisteini etkileyen folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12 düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Polikliniğimizde takip edilen erişkin plak tip psoriazis hastaları ile yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol grubunda alkol, kahve ve sigara tüketimi sorgulandı, katılımcıların boy ve ağırlıkları ölçüldü. Hastaların Psoriazis Alan Şiddet İndeksleri (PAŞİ) hesaplandı. Sabah açlık kan örnekleri alınarak homosistein, folik asit, vitamin B12, vitamin B6, kan şekeri, serum total kolesterol, trigliserid, yüksek yoğunluklu lipoproteinler (HDL), eritrosit sedimantasyon hızı (ESH) ve C-reaktif protein (CRP) değerleri çalışıldı. Bulgular: Psoriazisli hasta (n=43) ve kontrol grubu (n=47) arasında vücut kitle indeksi, alkol tüketimi ve kahve tüketimi açısından anlamlı farklılık yoktu. Medyan PAŞİ 10,0 (8,3-12,8) idi. Sigara kullanan kişi oranı psoriazisli hastalarda anlamlı yüksekti. Psoriazisli hastalar ile kontrol gurubu arasında plazma homosistein, folik asit, vitamin B12, vitamin B6, total kolesterol, trigliserid, ESH ve CRP değerleri açısından anlamlı farklılık olmadığı görüldü. HDL-kolesterol düzeyi hasta grubunda daha düşüktü (p=0,001). Serum homosistein düzeyi erkeklerde kadınlara göre daha yüksek saptandı (p=0,014). Serum homosistein düzeyi ile katılımcıların yaşı, PAŞİ, ESH, CRP ve lipid değerleri arasında herhangi bir ilişki saptanmadı. Homosistein düzeyi ile folik asit ve vitamin B12 arasında ters ilişki vardı (sırasıyla p=0,000, r=-0,436, p=0,047, r=-0,204). Homosistein ile vitamin B6 arasında ilişki saptanmadı.
Sonuç: İzlemimizdeki psoriazis hastalarında plazma homosistein yüksekliği görülmemiştir. Enflamatuvar hastalıklarda yüksek düzeyde saptanan ve yüksekliği kardiyovasküler hastalık risk belirteci kabul edilen homosistein, bu hasta popülasyonunda genetik ve/veya beslenmeyle ilişkili özelliklerden dolayı dengede tutulmuş olabilir.
Background and Design: Homocysteine, a sulfur-containing amino acid, is known to be related with autoimmunity-inflammation, cardiovascular disease and DNA methylation. In this case-control study, we aimed to determine plasma homocysteine, folic acid, vitamin B12 and vitamin B6 levels in patients with psoriasis.
Materials and Methods: Smoking, alcohol and coffee consumption habits were recorded in adult patients with plaque-type psoriasis and age- and sex-matched controls. Height and weight measurements were performed and Psoriasis Area and Severity Index (PASI) scores were calculated. Fasting venous blood samples were collected to determine homocysteine, folic acid, vitamin B12, vitamin B6, glucose, total cholesterol, triglyceride, high density lipoprotein (HDL), erythrocyte sedimentation rate (ESR), and C-reactive protein (CRP) levels.
Results: There was no significant difference between psoriasis patients (n=43) and controls (n=47) in body mass index and alcohol and coffee consumption. Smoking rate was significantly high in psoriasis patients. The median PASI score was 10.0 (8.3-12.8). Plasma homocysteine, folic acid, vitamin B12, vitamin B6, total cholesterol, triglyseride, ESR and CRP values were not significantly different between patients and the controls. HDL level was low in psoriasis patients (p=0.001). Plasma homocysteine level was higher in males than in females. There was no relationship of homocysteine levels with patient’s age, PASI scores, ESR, CRP values and lipids. Homocysteine levels were inversely related with folic acid and vitamin B12 (p=0.000, r=-0.436, p=0.047, r=-0.204, respectively). We did not find any relationship between homocysteine and vitamin B6 levels.
Conclusion: There was no increase in plasma homocysteine levels in psoriasis patients we followed up. Homocysteine level increases in inflammatory disorders and this increase is accepted as a cardiovascular disease marker. Homocysteine homeostasis may be balanced in our patients because of the genetic background and/or nutritional habits in this population

OLGU SUNUMLARI
6.
Penisin non-veneryal sklerozan lenfanjiti: İki olgu sunumu
Non-venereal sclerosing lymphangitis of the penis: A report of two cases
Ersoy Acer, Mustafa Karabıçak
doi: 10.4274/turkderm.00018  Sayfalar 98 - 100 (182 kere görüntülendi)
Non-veneryal sklerozan lenfanjit (NVSL) sert cinsel ilişki sonrası ortaya çıkan, nadir görülen bir hastalıktır. Hastalık ilk olarak 1923 yılında Hoffman tarafından tanımlanmıştır. Genellikle 2. ve 3. dekatta görülür. Penisin koronal sulkusu etrafında ip benzeri sert şişlik ile karakterizedir. Selim seyirli olup genellikle kendiliğinden geriler. Ağrı genellikle olmaz. Ayrıcı tanıda Penil Mondor hastalığı (PMH) mutlaka akla gelmelidir. PMH’de lezyon NVSL’ye göre daha serttir ve üstteki dokuya yapışıktır. Hastalarda ağrı sıklıkla olur. NVSL’de venöz Doppler ultrason normaldir ancak PMH’de artmış ekojeniteli ve sıkıştırılamayan venler izlenir. Burada NVSL tanısı konulan iki olgu sunulmaktadır. Bu hastalığın dermatoloji ve üroloji hekimleri tarafından tanınması ve seyrinin bilinmesi yanlış tanı, gereksiz tetkik ve tedaviden kaçınmak için çok önemlidir.
Non-venereal sclerosing lymphangitis (NVSL) is a rare disease that develops after vigorous sexual intercourse. The disease was first described in 1923 by Hoffman. The condition is observed usually in the second or third decade of life. NVSL is characterized by a rope-like hard swelling around the coronal sulcus of the penis. It is generally painless and benign and usually resolves spontaneously. Penile Mondor’s disease (PMD) must be considered in differential diagnosis. The lesion is harder and adherent to the underlying skin in PMD. Patients often have pain. Venous Doppler ultrasound is normal in NVSL but increased echogenicity and incompressible veins are observed in PMD. Here, we report two cases of NVSL. Establishing the diagnosis and knowing the course of the disease by dermatologists and urologists is very important to avoid misdiagnosis, unnecessary laboratory examinations and treatment.

7.
Primer umbilikal endometriosis: Göbekten adet kanaması olması
Primary umbilical endometriosis: Menstruating from the umbilicus
Mustafa Taner Bostancı, Mehmet Alperen Avcı, Fatma Aksoy Khurami, Mehmet Ali Çaparlar, Ahmet Seki
doi: 10.4274/turkderm.00243  Sayfalar 101 - 103 (137 kere görüntülendi)
Primer umblikal endometriosis nadir bir hastalıktır ve göbekte ektopik endometrial dokunun varlığı olarak tanımlanır. Kutanöz endometriosisin klinik tanısı değişik klinik görünüm ve semptomlar nedeniyle zordur. Elli yaşındaki bayan hasta polikliniğimize göbek bölgesinde menstrüel dönemde kanama gösteren ağrılı bir nodül nedeniyle başvurdu. Özgeçmişinde pelvik cerrahi öyküsü olmayan hastaya lezyonun total eksizyonu ve histopatolojik incelemesi sonucunda primer umbilikal endometriosis tanısı konuldu. Bu olgu ağrılı umbilikal nodülü olan kadınlarda ayırıcı tanıda umblikal endometriosisin de düşünülmesinin gerektiğini vurgulamak amacıyla sunuldu.
Primary umbilical endometriosis is a rare disorder and is defined as the presence of ectopic endometrial tissue within the umbilicus. The clinical diagnosis of cutaneous endometriosis remains challenging due to the variable clinical appearance and symptoms of the condition. A 50-yearold female patient with no history of previous pelvic surgery was admitted to our outpatient clinic because of a painful nodule on her umbilical region, bleeding with her menstrual cycle. After a total excision and histopathological examination of the patient’s lesion, the diagnosis of primary umbilical endometriosis was established. This case highlights the importance of including primary umbilical endometriosis in the differential diagnosis in women with a painful umbilical nodule.

EDITÖRE MEKTUP
8.
Kafa derisinde sıradışı yerleşimli liken sklerozus ve atrofikus olgusu
A case of lichen sclerosus et atrophicus on the scalp with unusual localization
Hatice Ataş, Müzeyyen Gönül, Aysun Gökçe, Hasan Benar
doi: 10.4274/turkderm.59932  Sayfalar 104 - 105 (169 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

KOZMETİK SORULARA DERMATOLOG YANITLARI
9.
Kimyasal soyma önemini kaybediyor mu?
Is chemical peeling becoming outdated?
Ercan Arca
doi: 10.4274/turkderm.08522  Sayfalar 106 - 108 (190 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin