TURKDERM: 52 (2)
Cilt: 52  Sayı: 2 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTIRMALAR
1.
Sıçanlarda radyofrekans elektrocerrahi ile oluşturulmuş yarada trombositten zengin plazma, trombositten fakir plazma ve topikal serum fizyolojik tedavisinin yara iyileşmesine etkisinin klinik ve histopatolojik olarak değerlendirilmesi
Clinical and histopathological evaluation of the effects of platelet rich plasma, platelet poor plasma and topical serum physiologic treatment on wound healing caused by radiofrequency electrosurgery in rats
Aslı Duran, Sirin Yasar, Sema Aytekin, Pembegul Gunes, Riza Adaleti, Alpay Duran
doi: 10.4274/turkderm.42966  Sayfalar 44 - 50
Amaç: Çalışmamızın amacı trombositten zengin plazma (PRP) ve trombositten fakir plazmanın (PPP) kısmi kalınlıklı yara oluşturulmuş ratlarda yara yeri iyileşmesinde oluşturacağı etkilerin histopatolojik olarak değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntem: Sıçanlar, serum fizyolojik (SF) (grup 1, n=9), PPP (grup 2, n=9), PRP (grup 3, n=9) grubu olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Radyofrekans-elektrocerrahi yöntemi ile yara modeli oluşturuldu. Her bir gruba SF, PRP, PPP uygulaması bir kez uygulandı. Her sıçandan, işlemi takip eden 4. 7. 14. ve 21. günlerde 4 mm punch biyopsiler alındı. SF ve PRP uygulanan deney gruplarında birer sıçan çalışma sürerken kaybedilmiştir.
Bulgular: Çalışmamızda 4. gün sonrası PRP’nin SF ve PPP grubuna göre granülasyon dokusu ve anjiogenezi anlamlı düzeyde arttırdığı sonucuna ulaşıldı. Bununla birlikte PPP’nin de PRP’den daha az oranda olmakla birlikte anjogenez ve granülasyon dokusu oluşumunu SF grubuna göre anlamlı düzeyde arttırdığı sonucuna saptandı. Fibroblast yoğunlukları değerlendirildiğinde 7. 14. ve 21. günlerde PRP ve PPP gruplarında SF grubuna oranla fibroblast yoğunluğunda anlamlı bir artış belirlendi. Çalışmamızda epidermal ayrışmayı PRP grubunun 4. günde PPP grubuna göre anlamlı düzeyde arttırdığı sonucuna ulaşıldı. Yedinci ve on dördüncü günlerde PPP ve PRP grubunda SF gruplarına oranla anlamlı artış sağlandı. Yirmi birinci günde ise her üç grupta epidermal ayrışma gözlendi. Çalışmamızda kollajen sentez düzeyleri değerlendirildiğinde yapılan ikili karşılaştırmalarda 4. günde PPP grubunda SF grubuna göre, 21. günde ise PRP grubunun PPP grubuna oranla anlamlı düzeyde arttırdığı saptanırken 7. ve 14. günlerde gruplar arası anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: Çalışmamızda gerek PRP grubunun, gerekse PPP grubunun, kontrol grubuna göre anjiyogenez, reeepitelizasyon, granülasyon dokusu ve kollajen oluşumunu anlamlı düzeyde daha fazla uyardığı ve arttırdığı saptandı. Özellikle PRP grubunda anjiyogenez ve granülasyon dokusu oluşumunun PPP grubuna oranla daha anlamlı düzeyde artış gösterdiği sonucuna ulaşıldı.
Background and Design: The aim of our study was to histopathologically evaluate the effects of platelet rich plasma (PRP) and platelet poor plasma (PPP) treatment in wound healing process in rats with partial thickness wound.
Materials and Methods: Rats were divided into three groups as topical serum physiologic (SP) (group 1, n=9), PPP (group 2, n=9), and PRP (group 3, n=9). Wound model was created by radiofrequency-electrosurgery. Each group was treated once with SP, PRP and PPP. Four-millimeter punch biopsies were collected from each rat on the 4th, 7th, 14th and 21st days. One rat in each of the PRP and SP groups was lost before the study was completed.
Results: In our study, we observed that PRP significantly increased granulation tissue formation and angiogenesis after the fourth day of treatment. PPP increased granulation tissue formation and angiogenesis to a lesser extent than PRP but to a greater extent compared to SP. An increase in fibroblast density was observed in PRP and PPP groups compared to that in SP group on the 7th, 14th and 21st days. Epidermal detachment was significantly increased in the PRP group compared to PPP group on the 4th day. On 7th and 14th days, a higher increase was observed in the PPP and PRP groups compared to SP group. On the 21st day, epidermal detachment was observed in all the three groups. In terms of collagen synthesis levels, a significant increase was observed in PPP group compared to SP group on the 4th day and a significant increase was observed in PRP group compared to PPP group on the 21st day. There was no significant difference between groups on the 7th and 14th days.
Conclusion: In our study, we observed that both PRP and PPP stimulate and increase angiogenesis, reepithelization, granulation tissue and collagen synthesis compared to SP. We observed that there was a significant increase in angiogenesis and granulation tissue formation in PRP group compared to PPP group.

2.
Darier hastalığı: Dokuz olgunun klinik ve demografik özellikleri
Darier's disease: Clinical and demographic features of nine cases
Sevil Savaş, Ayşe Esra Koku Aksu, Ebru Sarıkaya, Cem Leblebici, Mehmet Salih Gürel
doi: 10.4274/turkderm.59002  Sayfalar 51 - 55
Amaç: Darier hastalığı otozomal dominant geçişli bir genetik keratinizasyon bozukluğudur. Bu makalede, 9 olguda hastalığın demografik, klinik
ve histopatolojik muayene bulgularının ve tedavi sonuçlarının tartışılması hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dermatoloji Kliniği’nde 2008-2016 yılları arasında Darier hastalığı tanısı alan olgular
retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Çalışma periyodunda 9 hasta Darier hastalığı tanısı aldı; hastaların 6’sı erkek 3’ü kadın olup yaş ortalaması 32,5 idi. İki olgu
aynı ailedendi (anne ve çocuk), diğer yedi olguda ise soygeçmişte Darier hastalığı saptanmadı. Hastalarımızda seboreik alan yerleşimli
özellikle baş-boyun ve gövdeyi tutan keratotik papüller mevcuttu. Dört hastada el tutulumu, beş hastada tırnak lezyonları mevcuttu.
Sonuç: Darier hastalığı nadir görülen bir genodermatoz olup keratotik papüler lezyonlarla seyreden dermatozların ayırıcı tanısında akla
gelmelidir.
Background and Design: Darier’s disease is a genetic disorder of keratinization with autosomal dominant inheritance. In the article presented here, demographical, clinical and histopathological findings and treatment outcome of Darier’s disease are discussed with 9 cases.
Materials and Methods: We performed a retrospective study of all the patients diagnosed with Darier’s disease at the Department of Dermatology of Istanbul Training and Research Hospital, between 2008 and 2016.
Results: During the observation period, we identified 9 patients with Darier’s disease; 6 males and 3 females with a mean age of 32.5 years. Two cases were from the same family (mother and child) and no family history was found in the other seven patients. Skin lesions in the form of keratotic papules were noted in seborrhoeic areas, essentially the head-neck and trunk. Four patients had hand involvement, five patients had nail lesions.
Conclusion: Darier’s disease is a rare genodermatosis and should be considered in the differential diagnosis of dermatoses with keratotic papular lesions.

3.
Anaokulu öğrencilerinde güneşten korunma davranışlarının geliştirilmesi: Sistematik derleme
Development of sun protection behaviors in preschoolers: A systematic review
Adem Sümen, Selma Öncel
doi: 10.4274/turkderm.79346  Sayfalar 56 - 63
Amaç: Dünyada çocukların güneşten korunmaları ve güneşten korunma bilincinin erken yaşta oluşturulması için yoğun çalışmalar yürütülmektedir. Güneşli ülkede yaşayan ve yaşayacak olan genç nüfusun sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri, erken dönemde edindikleri doğru bilgi ve alışkanlıklara bağlıdır. Bu nedenle çalışmada anaokulu öğrencilerine yönelik yapılan güneşten korunma müdahalelerini değerlendirmek amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, PRISMA-P (Preferred Reporting Items for Systematic Review and Meta-Analysis Protocols) bildirgesi rehber alınarak yapılmıştır. Çalışma kapsamına alınacak makaleler; herhangi bir yıl sınırlaması yapmaksızın, Cochrane, PubMed, ScienceDirect, CINAHL, Clinical Key/Elseiver, Ovid, MEDLINE veri tabanları; “Skin Neoplasms”, “Sun Protection Factor”, “Child, Preschool”, “Randomized Controlled Trial” MeSH terimleri kullanılarak, Mart 2016 tarihinde yapılmıştır. Okul öncesi eğitim kurumlarında, güneşten korunma adımlarının çocukların kendilerine, ailelerine ve öğretmenlerine uygulandığı, yayın dili İngilizce olan randomize kontrollü araştırmalar çalışma kapsamına alınmıştır.
Bulgular: Sistematik derlemede araştırma kriterlerine göre seçilmiş beş araştırma makalesi incelenmiş ve girişimlerin öğrencilere, ebeveynlerine, öğretmenlerine, okul yöneticilerine yönelik uygulandığı görülmüştür. Araştırmaların tamamı 1995-2007 yıllarında, dördü Amerika Birleşik Devletleri’nde ve bir tanesi Almanya’da yapılmıştır. Çalışmalarda yürütülen programlar Piaget’in bilişsel gelişim teorisi, Sağlık İnanç Modeli ve Sosyal Öğrenme Teorisi’ne temellendirilerek oluşturulmuştur. Uygulanan programlarda anaokulunda çocukların davranışları gözlemlenmiş, anaokulu yöneticilerinin bilgi, tutumları, güneşten korunma uygulamaları, okulun imkanları, engelleri, politikaları, ebeveynlerin gözünden çocukların güneşten korunma davranışları, öğretmenlerin ve ebeveynlerin çocuklar için güneşten korunma davranışları ve psikososyal değişkenleri değerlendirilmiştir.
Sonuç: Araştırma kapsamına alınan bu beş araştırmanın dördünde yapılan girişimin etkin olduğu belirlenmiştir. Konu ile ilgili çalışmaların henüz az olduğu ve daha fazla randomize kontrollü çalışmalara gereksinim olduğu ortaya çıkmıştır. Çocukluk çağındaki güneş maruziyetinin önemi nedeniyle güneşten korunma bilincinin erken dönemde oluşturulması son derece önemlidir. Bu sistematik derlemenin çocuklara yönelik güneşten korunma eğitiminde etkili modellere dikkati çekerek ileriki çalışmalar için temel hazırlayacağı düşünülmektedir.
Background and Design: Intense studies have been conducted in the world for the purpose of protecting children from the sun and raising awareness of sun protection at early age. Thus, the aim of the study is to evaluate sun protection interventions for preschoolers.
Materials and Methods: This study was conducted under the guidance of PRISMA-P declaration. The articles were conducted in the study using the databases of Cochrane, PubMed, ScienceDirect, CINAHL, Clinical Key/Elseiver, Ovid, MEDLINE and the terms of “Skin Neoplasms”, “Sun Protection Factor”, “Child, Preschool”, “Randomized Controlled Trial” MeSH without any year restriction in March 2016. Randomized controlled studies applying sun protection steps at preschool education institutions and being conducted in English were included in the study.
Results: In the systematic review, five research articles selected according to study criteria were examined and it was observed that the interventions were aimed at students, parents, teachers and school administrators. All of the studies were conducted between 1995-2007, four in the United States of America and one in Germany. Programs conducted in the articles were formed based on Piaget’s cognitive development theory, Health Belief Model, and Social Learning Theory. In the programs, behaviors of children were observed at kindergartens and information and attitudes of kindergarten administrators, sun protection applications, facilities/obstacles/policies of school, sun protection behaviors of children from the perspective of parents, sun protection behaviors of teachers and parents for children and psychosocial variables were evaluated.
Conclusion: The intervention was observed to be efficient in four out of these five researches included in the study. Due to the importance of sun exposure in childhood, the early development of sun protection awareness is extremely important. It is thought that this systematic review will prepare a basis for future studies by drawing attention to effective models in sun protection education for children.

OLGU SUNUMLARI
4.
Konfluent ve retiküle papillomatozisin tetrasiklin ve mupirosin ile başarılı tedavisi
Successful treatment of confluent and reticulated papillomatosis with tetracycline and mupirocin
Hatice Ataş, Havva Özge Keseroğlu, Müzeyyen Gönül, Fatma Aksoy Khurami
doi: 10.4274/turkderm.67674  Sayfalar 64 - 66
Hiperkeratotik pigmentli papüller ile karakterize konfluent ve retiküle papillomatozis, seboreik bölgelerde yerleşme eğiliminde olan nadir bir hastalıktır. Bazı deri hastalıkları onunla bazı klinik özelliklerini paylaşır. Bu yazıda, altı aylık tedaviye yanıtsız tinea versikolor olarak takip edilen konfluent retiküle papillomatozisli 51 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Konfluent ve retiküle papillomatozis vücudun üst kısmında ve boyunda lokalize retiküler pigmentasyon olan hastalarda akılda tutulmalıdır
Confluent and reticulated papillomatosis characterized by hyperkeratotic-pigmented papules is a rare dermatosis, which tends to settle in seborrheic areas. Some cutaneous disorders share the same features. Herein, we report a 51-year-old man with confluent and reticulated papillomatosis who was followed up as tinea versicolor which was unresponsive to treatment for six months. Confluent and reticulated papillomatosis should be kept in mind in patients with localized reticular pigmentation involving the upper trunk and neck.

5.
Meme başı ve areolanın idiyopatik hiperkeratozu: İki olgu sunumu
Idiopathic hyperkeratosis of the nipple and areola: A report of two cases
Gülhan Gürel, Sevinç Şahin, Emine Çölgeçen
doi: 10.4274/turkderm.74875  Sayfalar 67 - 69
Meme başı ve areolanın hiperkeratozu, meme başı ve areolanın verrüköz görünüm alması ile karakterize, oldukça nadir rastlanan selim seyirli bir dermatozdur. Hastaların önemli bir kısmını kadın cinsiyet oluşturmasına rağmen nadir de olsa erkek olgular bildirilmiştir. Klinik olarak meme başı ve/veya areolada hiperkeratotik, hiperpigmente plaklar görülür. Tutulan deride eritem ve indurasyon bulunmaz. Son yıllarda en çok kabul gören sınıflandırmaya göre meme başı ve areolanın primer hiperkeratozu olarak gruplandırılan ve rastlantısal olarak iktiyozis ve Darier hastalığı gibi keratinizasyon bozuklukları ile ilişkili olan varyant tip 1, hormonal faktörler ya da sistemik hastalıklarla ilişkili varyant tip 2, tamamen idiyopatik olan form ise tip 3 olarak gruplandırılmıştır. Bu idiyopatik tip genellikle ikinci ya da üçüncü dekaddaki kadın olguları etkiler ve spontan olarak ortaya çıkar Hastalar genellikle kozmetik nedenlerden dolayı hekime başvururlar. Etiyolojisi tam olarak aydınlatılamamış olan bu hastalığın tedavisinde çok çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Biz burada klinik ve histopatolojik olarak meme başı ve areolanın idiyopatik hiperkeratozu tanısı koyduğumuz 25 yaşındaki ve 14 yaşındaki iki kadın olguyu sunmaktayız.
Hyperkeratosis of the nipple and areola, a rarely seen benign dermatosis, is characterized by a verrucous appearance of the nipple and the areola. Females constitute the majority of the cases, however, there are also rare reports of male cases. On clinical examination, hyperkeratotic and hyperpigmented plaques are located on the nipple and/or areola. No erythema or induration is observed on the affected skin. According to a widely adopted classification system, primary hyperkeratosis of the nipple and areola is divided into three groups as type 1 which is coincidentally associated with keratinization disorders such as ichthyosis and Darier’s disease; type 2 which is associated with hormonal factors or systemic diseases; and type 3 which is entirely considered an idiopathic form. Idiopathic form often affects female patients in the second or third decade of life and occurs spontaneously. Patients often present due to cosmetic reasons. The etiology of this condition has not been fully elucidated and, to date, various treatment methods have been attempted. Herein, we report two female cases (25-year-old and 14-year-old) of idiopathic hyperkeratosis of the nipple and areola based on the clinical and histopathological examination.

6.
Kronik myelomonositer lösemide mikst tip matür plasmositoid dendritik hücreli tümörün spesifik kutanöz tutulumu
Specific cutaneous involvement of a mixed-type mature plasmacytoid dendritic cell tumor in chronic myelomonocytic leukemia
Pelin Üstüner, Ali Balevi, Mustafa Özdemir, Cuyan Demirkesen
doi: 10.4274/turkderm.25675  Sayfalar 70 - 73
Altmış sekiz yaşında kemik iliği biyopsisi ile tanısı doğrulanmış kronik myelomonositer lösemili (KMML) erkek hasta saçlı deride, gövde ve gluteal bölgelerde 2 yıldır var olan pruritik, endure papüller nedeniyle başvurdu. Ağırlıklı olarak gövde, karın, bel ve bacak bölgelerinde yer alan purpurik, infiltre miliyer papüller ve peteşiler görüldü. Histopatolojik incelemede kıvrımlı, düzensiz şekilli kromatinli atipik monositik hücreler ve eşlik eden histiyositler görüldü. Hasta sonuç olarak KMML’nin matür plazmositoid dendritik hücreli tümörmikst tipinin spesifik deri tutulumu tanısı aldı. İmmünohistokimyasal testlerde CD4 (+), CD56 (+), CD123 (+) matür plazmositoid dendritik hücreler, CD1a (+) belirsiz dendritik hücreler, CD68 (+) monositik hücreler saptandı. Mikst tipmatür plazmositoid dendritik hücreli tümör KMML’nin en iyi prognozlu ve agresif olmayan lezyonların görüldüğü klinikopatolojik alt tipi olarak bilinmektedir. KMML’nin klinikopatolojik alt tiplerinin belirlenmesinin klinisyenlere kemoterapi protokollarında ve sağkalım tahmininde rehber olduğu sonucuna vardık.
A 68-year-old man with chronic myelomonocytic leukemia (CMML), proven by bone marrow biopsy, presented to our clinic with pruritic indurated papules on his scalp, trunk and gluteal regions that have been present for two years. Purpuric, infiltrated miliary papules and petechiae were predominantly observed on his trunk, abdomen, back and legs. Histopathological examination revealed atypical monocytic cells with convoluted, irregularly shaped chromatin accompanied by histiocytes. He was finally diagnosed with CMML with specific cutaneous involvement of mixed-type mature plasmacytoid dendritic cell tumor. Immunohistochemical tests showed positive CD4, CD56, and CD123 mature plasmacytoid dendritic cells, positive CD1a indeterminate dendritic cells, and positive CD68 monocytic cells. Mixed-type mature plasmacytoid dendritic cell tumor is known as a clinicopathological subtype of CMML that has the best prognosis, involving non-aggressive lesions. We conclude that identification of clinicopathologic subtypes in CMML will guide clinicians on chemotherapy protocols and estimation of survival.

EDITÖRE MEKTUP
7.
Şiddetli atopik dermatitli olguda areolar friksiyonel melanozis: Çarpıcı dermoskopi ile olgu sunumu
Frictional melanosis of the areola associated with severe atopic dermatitis: A case report with striking dermoscopic features
Sema Aytekin, Şirin Yaşar, Fatih Göktay, Filiz Cebeci, Pembegül Güneş
doi: 10.4274/turkderm.84594  Sayfalar 74 - 75
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

GIRIŞIMSEL DERMATOLOJIDE PÜF NOKTALARI
8.
Kriyoterapi
Cryotherapy
Ali Karakuzu, I. Ezgi Urgancı Tatlı
doi: 10.4274/turkderm.93274  Sayfalar 76 - 77
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DIĞER
9.
Acı Kaybımız
In Memoriam

Sayfalar 78 - 79
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin