E-ISSN 2651-5164 / Print-ISSN 2717-6398
Sayı : 35 Ek : 4 Yıl : 2025












































Dergimiz 2012 aralık sayısıyla karekod sistemi uygulamasına başlamıştır.

Makalelerin üzerinde bulunan Karekodu dilediğiniz akıllı cihazınız ile okutarak makaleyi indirebilir veya meslektaşlarınızlada paylaşa bilirsiniz.

Cihazınıza QR codeReader app indirerek uygulamayı kullanmaya başlayabilirsiniz.

Apple app için tıklayınız
Android app için tıklayınız

TÜRKDERM - Deri Hastalıkları ve Frengi Arşivi - Turkderm-Turk Arch Dermatol Venereol: 35 (4)
Cilt: 35  Sayı: 4 - 2001
EDITÖR'DEN
1. 
Deri tümörlerinin tedavisindeki son durum ve geleceğe yönelik yorumlar
Agop Kotoğyan
Sayfalar 261 - 264
Makale Özeti |Tam Metin PDF

DERLEME
2. 
Avrupa standart yama testi serisi
European standard patch test series
Esra Akasya, Esen Özkaya Bayazıt
Sayfalar 265 - 276
Yama testi, alerjik kontakt dermatit tanısını doğrulayan ve kontakt alerjinin sebebini bulmamızı sağlayan en önemli tanısal yöntemdir. Günümüzde 3000'e yakın kontakt alerjen bilinmektedir. Günlük hayatta en sık karşılaşılanlar ise biraraya getirilerek standart test serileri oluşturulmuştur. Halen dünyada birbirinden bağımsız çalışan 3 majör grup tarafından önerilen üç ayrı standart seri (Avrupa, Amerikan ve Japon standart serileri) vardır. Bu seriler ilgili araştırma grupları tarafından düzenli olarak yenilenmektedir. Ülkemizde de kullanılmakta olan Avrupa standart serisi 23 alerjenden oluşmaktadır. Yazımızda bu alerjenlerin önemli özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir.

ARAŞTIRMALAR
3. 
Güneş ve toplum bilinci: bir anket çalışması
Sun and consciousness; A questionnaire study
Şebnem Özkan, Gül Ergör, Turna İlknur, Emel Fetil, Yasemin Erdem, Hatice Akar, Gönül Yıldız, Burcu Tunalı, Alper Bilgiç, Yücel Birinci Güneş
Sayfalar 277 - 284
Toplumumuzda güneşin etkileri, korunmanın önemi ve yöntemleri konusunda bilgi düzeyi ve alışkanlıkları, bilgilerin davranış biçimine yansımalarını ortaya koymak ve bilgi gereksinimini belirleyebilmek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Dokuz Eylül Ünüversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı ve Halk Sağlığı Anabilim Dalınca programlanan ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi aktif eğitim dönem III öğrencileri tarafından yürütülen çalışmanın ilk bölümünde yaşları 17-30 arasında değişen (18-22 yaş arası; %76.5) 276 üniversite öğrencisine anket uygulanmıştır. Anket sonuçlarının değerlendirilmesinde katılımcıların büyük bölümünün (%96) güneşin zararlı etkileri olduğunu ve deri kanseri ile ilişkisini (%86.2) bildiği belirlenmiştir. Deri kanserlerinin risk faktörleri (açık ten rengi, nevusların varlığı, güneş yanıkları, uzun süre güneş maruziyeti ve aile öyküsü) ile ilişkisi hakkında ise ancak katılımcıların yarısının (%32.6-%65.6) bilgi sahibi olduğu saptanmıştır. Koruma yöntemleri olarak gün örtüsünün %44.2 oranında kullanıldığı ancak etkin kullanım oranın düşük olduğu belirlenmiştir. Konuyla ilgili olarak büyük bir katılımcı grubu (%94.9) eğitim desteğine gereksinimlerini vurgulamıştır.

4. 
Kriyocerrahi uygulanan hastalarda görülen komplikasyonlar
The complications seen in the patients applied cryosurgery
Tuğba Rezzan Ekmekçi, İlknur Kıvanç Altunay, Adem Köşlü
Sayfalar 285 - 292
Kriyocerrahiye bağlı komplikasyonlar klasik bilgiler içinde önemli bir yer tutar. Ancak literatürde bu konuda oldukça az sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda kriyocerrahi uyguladığımız bir grup hastada görülen komplikasyonlar ile bu komplikasyonların görülme oranları, sebepleri, ne kadar sürdüğü ve ne kadar zamanda geçtiği araştırıldı. Çalışmamıza kriyocerrahi uygulanan 89 hasta alındı. Hastalar erken dönem komplikasyonlar açısından önce haftalık, daha sonra uzamış ve kalıcı komplikasyonlar açısından aylık kontrollerle takip edildiler. Kriyocerrahi sonrası en sık görülen komplikasyonlar sırasıyla, ağrı (%32.5), hipopigmentasyon (%28.2), hiperpigmentasyon (%13.4), vezikül-bül oluşumu (%11.2), ödem (%7.8), hipertrofik skar (%2), atrofi (%1.9), postoperatif infeksiyon (%0.4) ve milyum (%0.2) oldu. Hastaların günlük aktivitelerini engelleyen erken komplikasyonlar ile kozmetik sonucu etkileyen uzamış ve kalıcı komplikasyonlar, kriyocerrahinin dezavantajını oluşturmakta ve alternatif tedavi metodlarını gündeme getirmektedir.

5. 
Pigmente bazal hücreli karsinomda yeni tanımlanan dermoskopik kriterler ve tanısal değeri
The newly defined dermaskocopic criteria and their diagnostic value in pigmented basal cell carcinoma
Can Ceylan, Fezal Özdemir, Alican Kazandı
Sayfalar 293 - 298
Deri kanserleri arasında en sık görülen bazal hücreli karsinom, lokal olarak invaziv ve destrüktif olmakla birlikte sınırlı bir metastaz kapasitesine sahiptir. Bazal hücreli karsinomun pigmente formunun asimetrik büyüme paterni ve nonhomojen pigmentasyon göstermesi durumunda, malin melanomdan klinik ayırımı güç olabilmektedir. Dermoskopi melanositik ve nonmelanositik pigmente lezyonların incelenmesinde ve ayırımında kullanılan noninvaziv bir yöntemdir. Bu çalışmada 26 hastadaki 30 adet pigmente bazal hücreli karsinom lezyonu, eski ve yeni kriterlerle dermoskopik olarak değerlendirilmiştir. İncelenen 30 lezyonun 5'inde eski kriter bulunmadığından sadece yeni tanımlanan kriterlerle tanı konulmuştur. Dermoskopik olarak tanı konulan tüm lezyonlar histopatolojik olarak doğrulanmıştır. Bu çalışma dermoskopinin pigmente bazal hücreli karsinom tanısında uygun ve güvenilir bir yardımcı bir yöntem olduğunu ve yeni tanımlanan kriterlerin önemini ortaya koymaktadır.

6. 
Bölgemizde görülen clark nevüslerin dermoskopik klasifikasyonu
Dermoscopic classification of Clark Nevi seen in our region.
Fezal Özdemir, İdil Ünal, Can Ceylan, İlgen Ertam
Sayfalar 300 - 306
Clark nevüslerin (CN) değişik dermoskopik özellikleri hakkında çok yayın yoktur. Ancak yakınlarda Hofmann-Wellenhof ve ark. tarafından bu nevüsler için bir dermoskopik klasifikasyon sistemi geliştirilmiştir. Bu çalışmada yapısal özelliklerin morfolojisine ve pigment dağılımına dayanan bu sistem kullanılarak bölgemizde görülen CN'lerin sınıflandırılması amaçlanmıştır. Diğer bir hedefimiz ise hastalarda CN'lere ait bir dominant tip olup olmadığının belirlenmesidir. Anabilim Dalımız nevüs polikliniğine başvuran 31 hastadaki 841 CN dijital dermoskopi ile dokümente edilmiştir. CN'lerin yapısal özellikleri retiküler (R), globuler (G), homojenöz (H) patern veya bu tiplerin kombinasyonları şeklinde, pigment dağılımı ise uniform, santral hiper- veya hipopigmente, periferal hiper- veya hipopigmente ve multifokal hiper- veya hipopigmente biçiminde sınıflandırılmıştır. Sekizyüz kırkbir CN klasifikasyon sonuçları şöyledir: 236 (%28.1) G; 227 (%27.0) R-G; 139 (%16.5) G-H; 132 (%15.7) R; 52 (%6.2) H; 48 (%5.7) R-H; 7 (%0.8) sınıflandırılamayan. Hastaların çoğunda CN'lerin bir tipi aşikar biçimde hakim bulundu. CN'lerin 487'si (%57.9) gövdede, gerisi ekstremitelerde lokalize idi. CN'lerin en sık rastlanan dermoskopik tipi farklı ırklara göre değişkenlik gösterir. Bu klasifikasyon sisteminin kolay uygulanabildiği ve tekrarlanabilir oluşu açıktır. Farklı dermoskopik tiplerin böyle detaylı şekilde karakterize edilmesi, CN'lerin morfolojik değişimleri hakkında yapılacak ileri çalışmalar için bir zemin ve avantaj oluşturabilir ve böylece bu melanom öncüsü olabilen nevüslerin biyolojisinin anlaşılmasında yardımcı olacaktır.

7. 
Akne hastalarında propionibacterium acnes ve eritromisin direnci: üç yıllık prospektif analiz
Propionibacterium acnes and erythromycin resistance in acne patients. Prospective analysis for three years
Çağrı Ergin, Şeniz Ergin, Emel Yavrucuoğlu, Canan Kaya
Sayfalar 308 - 310
Son yıllarda akne vulgarisin antibiyotikler ile tedavisindeki başarısızlıklarının önemli nedenlerinden birinin de antibiyotiğe dirençli Propionibacterium acnes olduğu bildirilmektedir. Ülkemizde 1998 yılından itibaren eritromisin içeren preparatlar akne tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada akne vulgaris lezyonlarından izole edilen Propionibacterium acnes'lerde eritromisin direncinin üç yıllık değişimi incelenmiştir. Akne vulgaris hastalarından 1998 ile 2000 yılları arasında her yıl için yıl içinde ardarda izole edilen 25 Propionibacterium acnes (toplam 75) izolasyonu yapılmıştır. Örneklerin toplanmasında deterjan fırçalama tekniği, külTÜr için konvansiyonel Propionibacterium acnes ortamları kullanılmıştır. Antimikrobiyal duyarlılık testi agar dilüsyon yöntemiyle çalışılmıştır. ızolatların 1998, 1999 ve 2000 yıllarında MIC90 değeri 0.06, 0.125 ve 0.25 mg/ml'dir. Ülkemizde de akne vulgaris hastalarında antibiyotik kullanımında bir protokol olması gerektiğini önermekteyiz.
Anahtar Kelimeler: Akne, propionibacterium, eritromisin, direnç

8. 
Futbolcularda yüzeyel mantar infeksiyonu sıklığının araştırılması
Incidence of superficial mycotic infections in football players
Metin Ergün, İlgen Ertam, Derya Aytimur, Çetin İşlegen, Sezer Erboz
Sayfalar 312 - 314
2000-2001 sezonu öncesi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı'na her yıl periyodik kontrol için müracaat eden 137 futbolcu yüzeyel mantar infeksiyonu sıklığı ve subjektif şikayetler açısından değerlendirildi. Bu futbolcuların 38'inde (% 27.7) klinik makroskobik bulgu tespit edildi. Makroskobik bulgusu olan 38 olgunun 17'sinde (çalışma grubunun %12.4'ü) mikolojik kültürde üreme gerçekleşti. Candida albicans 8 (%5.8) olguda, Trichophyton rubrum 7 (%5.9) olguda ve Candida parapsilosis 1(%0.7) olguda üredi, M.Furfur 1(%0.7) olguda saptandı. Genel populasyonda onikomikozis sıklığı % 2-5 arasında değişirken çalışma grubunu oluşturan futbolcularda bu oran % 9.7 gibi oldukça yüksek bir değere sahipti. Tinea pedis sıklığı ise genel populasyonda % 3-4 arasında değişirken futbolcularda da bu oran % 3 olarak bulundu.

TURKDERM-9860
9. 
Merkel hücreli karsinom: İki olgu sunumu
Merkel cell carcinoma: Report of two cases
Gonca Gökdemir, Metin Küçükkaya, Nesimi Büyükbabani, Ünal Kuzgun
Sayfalar 316 - 319
Merkel hücreli karsinom (MHK), nadir görülen bir deri tümörüdür. Genellikle ileri yaşlarda görülür ve en sık güneşe maruz kalan baş-boyun bölgesinde ortaya çıkar. Klinik seyri oldukça agresif olan bu tümörün tanısını koymak her zaman kolay değildir ve özellikle tümörün geç evrelerinde etkili bir tedavi uygulamak zor olabilir. Bu yazıda Türk dermatoloji literatüründe oldukça nadir görülmesi nedeniyle MHK tanısı almış, klinik seyirleri farklı iki olgu sunulmuş ve literatür bilgileri gözden geçirilmiştir.

10. 
Leprom skarı üzerinde gelişen bazoskuamöz hücreli karsinoma olgusu
A case of basosquamous cell carcinoma developed on a leprosy scar
Kenan Aydoğan, Emel Bülbül Başkan, Şaduman Balaban Adım, Şükran Tunalı
Sayfalar 320 - 324
Bazoskuamöz hücreli karsinoma (BSHK) bazal hücreli karsinomalar (BHK) arasında %3-12 oranında görülen, histopatolojik olarak hem BHK hem de skuamöz hücreli karsinoma özelliği gösteren, agresif davranışlı, metastaz yapabilen klinikopatolojik bir antitedir. BHK oluşumunda predispozan faktörler arasında UV, travma, radyasyon, skar formasyonu, immun disfonksiyon, inorganik arsenik ile sebase nevus ve diğer adneksiyal hamartoma gibi prekanseröz bazı lezyonlardan bahsedilmektedir. Literatürde skar formasyonuna ilişkin yanık, aşı (çiçek, suçiçeği, BCG), layşmanya, kutanöz lupus, lupus vulgaris, polidisplastik epidermolizis bülloza, cerrahi ve ülser (Marjolin ülseri gibi) skarı zemininde gelişen BHK olguları bulunmaktadır. Ancak leprom skarı üzerinde malinite gelişimine ilişkin yayına rastlanmamıştır. Burada lepromatoz lepralı bir olguda leprom skarı üzerinde gelişen bazoskuamöz hücreli karsinoma sunulmaktadır. Bu karsinom gelişimi; olgudaki azalmış hücresel immun yanıta, uzun süreli ultraviyole radyasyona maruz kalmasına ve skar dokusunun malin transformasyona zemin hazırlayacak sitopatolojik ve immunolojik özellikler taşımasına bağlı olabilir.

11. 
Tümoral kalsinozis
Tumoral calcinosis
Neşe Özkaya, İlgül Zeren Bilgin, Ahmet Karaman, Güngör Yılmaz
Sayfalar 325 - 328
Tümoral kalsinozis, çocuklarda ve gençlerde görülen, basınca maruz kalan yerlerde ve eklemler üzerinde subkutan yerleşimli kalsiyum kitleleri ile karakterli ender bir hastalıktır. İç organlar tutulmaz ve serum kalsiyum düzeyleri genellikle normaldir. 19 yaşındaki bir erkek hastada kalçanın sağ tarafında 10x15 cm çaplı ve sol tarafında 10x10 cm çaplı olmak üzere iki adet subkutan kitle saptandı. Sol taraftaki kitlede beyaz tebeşirimsi akıntının geldiği çok sayıda ülserasyon vardı. Klinik ve laboratuar bulgular ile "tümoral kalsinozis" olarak değerlendirildi.

12. 
Akciğer adenokarsinomu ile birlikte olan generalize malin akantozis nigrikans olgusu
A case of generalized malignant acanthosis nigricans accompanying lung adenocarcinoma
Kenan Aydoğan, Emel Bülbül Başkan, Şükran Tunalı
Sayfalar 329 - 333
Malin akantozis nigrikans (MAN) paraneoplastik hastalıklardan biridir. MAN olgularının büyük bir kısmına intraabdominal adenokarsinomlar (özellikle mide kaynaklı) eşlik etmektedir. Bu hastaların bir kısmında mukokutanöz alanlar da etkilenmekte ve erüpsiyon jeneralize olabilmektedir. Son zamanlarda ekstraabdominal orijinli tümör birlikteliklerinin (akciğer, endokrinolojik, genitoüriner, lenforetiküler vb.) arttığı bildirilmektedir. Burada metastatik akciğer adenokarsinomunun eşlik ettiği generalize malin akantozis nigrikanslı bir olgu ele alınmaktadır.

13. 
Liken planus pemfigoides
Lichen planus pemphigoides
Nilgün Şentürk, Gamze Seraslan, Gül bükülmez, Özay Öztürk, Tayyar Cantürk, Ahmet Yaşar Turanlı
Sayfalar 334 - 336
Liken planus pemfigoides; klasik liken planus lezyonları ile beraber bül oluşumunun gözlendiği nadir bir hastalıktır. Burada liken planus pemfigoidesi olan 56 yaşında bir bayan hasta sunulmuştur. Liken planusa eşlik eden büllöz lezyonları olan hastalarda büllöz liken planus ile klinik, histopatolojik ve immunolojik olarak iyi tanımlanan liken planus pemfigoides arasında ayrım yapılması gerekmektedir.

SÜREKLİ EĞİTİM
14. 
Deri hastalıklarında lökotirenlerin rolü
The role of leukotrienes in skin diseases
Luna Aksoy, Nilgün Şentürk, Tayyar Cantürk, Ahmet Yaşar Turanlı
Sayfalar 337 - 340
Bir araşidonik asit metaboliti olan lökotrienlerin, bir çok hastalığın etyopatogenezinde rol aldığı bilinmektedir. Araşidonik asitin 5 lipoksijenazla transformasyonu sonucu oluşan lökotrienlerin, epidermal hiperproliferasyon, polimorfonukleer lökositlerin adezyonu, kemotaksisi, migrasyonu ve degranülasyonu, vazodilatasyon ve artmış vasküler permeabilite aracılığıyla ödem ve hiperemi gibi biyolojik etkileri mevcuttur. Bu derlemede psoriasis, ürtiker, atopik dermatit ve Behçet hastalığı gibi inflamatuar deri hastalıklarında lökotrienlerin rolü tartışılmış ve lökotrien antagonistlerinin dermatolojideki yerine kısaca değinilmişti.

TURKDERM-6637
15. 
Haber Sayfası

Sayfa 342
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
16. 
Ülkemizde 'Ragweed' Polen Allerjisi
Oktay Taşkapan, Yavuz Harmanyeri
Sayfalar 343 - 344
Makale Özeti |Tam Metin PDF

TURKDERM-6637
17. 
15. Prof. Dr. A.Lütfi Tat Simpozyumu'nun Ardından

Sayfa 345
Makale Özeti |Tam Metin PDF

YENI YAYINLAR
18. 
AKNE: Tanı ve Tedavi
William J Cunliffe, Harold PM Gollnick
Sayfa 347
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale