E-ISSN 2651-5164 / Print-ISSN 2717-6398
TURKDERM - Turkish Archives of Dermatology and Venereology - Turkderm-Turk Arch Dermatol Venereol: 50 (2)
Volume: 50  Issue: 2 - 2016
EDITORIAL
1.Editorial
Ekin Şavk
Page 41
Abstract | Full Text PDF

REVIEW ARTICLE
2.Disease severity scoring systems in dermatology
Cemal Bilaç, Mustafa Turhan Şahin, Serap Öztürkcan
doi: 10.4274/turkderm.67799  Pages 42 - 53
Skorlama sistemleri, hastalığa ait parametrelerin değerlendirilerek hastanın klinik şiddetini objektif olarak saptama amacıyla geliştirilmiş olan ölçeklerdir. Vücut yüzey alanı, görsel analog skala ve doktor global değerlendirme skoru dermatolojik hastalıkların klinik şiddetinin değerlendirilmesi amacıyla en sık kullanılan genel skorlama sistemleridir. Bu skorlama sistemleri dışında akne (akne vulgaris, akne skarları), alopesi (androgenetik alopesi, traksiyonel alopesi), Behçet hastalığı, büllöz hastalıklar (otoimmün büllöz hastalıklar, toksik epidermal nekroliz, epidermolizis bülloza), dermatit (atopik dermatit, kontakt dermatit, dishidrotik egzama), hidradenitis suppurativa, hirsutismus, konnektif doku hastalıkları (dermatomyozit, sistemik lupus eritematozusun (LE) deri tutulumu, diskoid LE, skleroderma), liken planopilaris, mastositoz, melanositik lezyonlar-melanom, melazma, mikozis fungoides/Sezary sendromu, onikomikoz, oral liken planus, pitiriyazis rozea, psoriasis (psoriasis vulgaris, psoriatik artrit, tırnak psoriasisi), sarkoidoz, ürtiker ve anjiyoödem ve vitiligo gibi çok sayıda dermatolojik hastalık için spesifik skorlama sistemleri de geliştirilmiştir. Hastalık şiddet skorlama yöntemleri, dermatoloji alanında klinik pratikte hastalığın şiddetinin belirlenerek prognoz hakkında fikir sahibi olunabilmesi, hasta için uygun tedavinin belirlenmesi, uygulanan tedavinin etkinliğinin değerlendirilmesi, klinik araştırmalarda ise farklı tedavi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılabilmesi gibi amaçlarla giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.
Scoring systems have been developed to interpret the disease severity objectively by evaluating the parameters of the disease. Body surface area, visual analogue scale, and physician global assessment are the most frequently used scoring systems for evaluating the clinical severity of the dermatological diseases. Apart from these scoring systems, many specific scoring systems for many dermatological diseases, including acne (acne vulgaris, acne scars), alopecia (androgenetic alopecia, tractional alopecia), bullous diseases (autoimmune bullous diseases, toxic epidermal necrolysis), dermatitis (atopic dermatitis, contact dermatitis, dyshidrotic eczema), hidradenitis suppurativa, hirsutismus, connective tissue diseases (dermatomyositis, skin involvement of systemic lupus erythematosus (LE), discoid LE, scleroderma), lichen planoplaris, mastocytosis, melanocytic lesions, melasma, onychomycosis, oral lichen planus, pityriasis rosea, psoriasis (psoriasis vulgaris, psoriatic arthritis, nail psoriasis), sarcoidosis, urticaria, and vitiligo, have also been developed. Disease severity scoring methods are ever more extensively used in the field of dermatology for clinical practice to form an opinion about the prognosis by determining the disease severity; to decide on the most suitable treatment modality for the patient; to evaluate the efficacy of the applied medication; and to compare the efficiency of different treatment methods in clinical studies.

ORIGINAL INVESTIGATION
3.Evaluation of hyperandrogenemia and metabolic risk profile in women with postadolescent acne
Leyla Baykal Selçuk, Deniz Aksu Arıca, Savaş Yaylı
doi: 10.4274/turkderm.87854  Pages 54 - 58
Amaç: Postadölesan akne, relapslarla seyreden kadınlarda sık görülen bir hastalıktır. Tedavisi zordur. Çalışmamızda postadölesan akneli kadınlarda hiperandrojeneminin klinik ve biyokimyasal özelliklerini ve metabolik sendrom (MS), dislipidemi gibi metabolik bozuklukların prevalansını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma Temmuz 2014 ve Aralık 2014 tarihleri arasında polikliniğimize postadölesan akne şikayeti ile başvuran 50 kadın hasta ile gerçekleştirildi. Hastalarda androgenetik alopesi (AGA), hirsutizm, polikistik over sendromu (PKOS), MS, dislipidemi ve obezite varlığı değerlendirildi. Bulgular: Postadölesan akneli kadınlarda sebore %56, hirsutizm %40, AGA %26, PKOS ise %24 oranında saptandı. Hastalarda MS prevalansı %24, dislipidemi prevalansı ise %44 idi. AGA ve hirsutismuslu olgularda MS oranı olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=0,001, p=0,044). Menstrüel düzensizlik ve PKOS mevcudiyeti ile MS varlığı açısından anlamlı bir ilişki kurulamadı (p=0,707, p=0,448). AGA, hirsutizm, PKOS ve menstrüel düzensizlik varlığı ile de dislipidemi açısından anlamlı ilişki bulunmadı (p=0,612, p=0,684, p=0,416, p=0,612) Sonuç: Postadölesan akneli kadınlarda hiperandrojenemi klinik bulgularından hirsutizm, AGA, PKOS yüksek oranda görüldü ancak androjenik hormon profilinde minimal anormallik saptandı. Sonuç olarak postadölesan dirençli akne; kadınlarda PKOS erken tanısında tip 2 diabetes mellitus, hiperkolesterolemi ve MS gelişimini önlemek için erken bir belirteç olarak düşünülebilir.
Background and Design: Postadolescent acne is a disease with relapses frequently seen in women. Treatment is difficult. In our study, we aimed to investigate the clinical and biochemical characteristics of hyperandrogenism and the prevalence of metabolic disorders, such as metabolic syndrome (MS) and dyslipidemia in women with postadolescent acne. Materials and Methods: This study was conducted on 50 women who attended our department with the complaint of postadolescent acne between July 2014 and December 2014. The presence of androgenetic alopecia (AGA), hirsutism, polycystic ovary syndrome (PCOS), MS, dyslipidemia, and obesity was evaluated. Results: Seborrhea was present in 56%, hirsutism in 40%, AGA in 26%, and PCOS in 24% of women with postadolescent acne. The prevalence of MS and dyslipidemia was 24% and 44%, respectively. The prevalence of MS was significantly higher in patients with AGA and hirsutism. There was no association of MS with menstrual irregularity and PCOS. There was no significant association of dyslipidemia with AGA, hirsutism, PCOS, and menstrual irregularity. Conclusion: Clinical symptoms of hyperandrogenism, such as hirsutism, AGA, and PCOS were more common in women with postadolescent acne but androgenic hormone profile abnormalities were minimal. As a result, postadolescent acne resistant to treatment may be considered as an early marker in the early diagnosis of PCOS in women to prevent the development of type 2 diabetes mellitus, MS and hypercholesterolemia.

4.Skin findings in overweight and obese individuals
Hülya Nazik, İbrahim Kökçam, Betül Demir, Feride Çoban Gül
doi: 10.4274/turkderm.24654  Pages 59 - 64
Amaç: Aşırı kilolu ve obezlerde tespit edilen dermatozları, beden kitle indeksi (BKİ) 25.0 kg/m2’nin altında olan kişilerden elde edilen verilerle karşılaştırarak obezitenin deri sağlığında oluşturduğu etkilere dikkat çekmektir.
Gereç ve Yöntemler: Çalışma, polikliniğe başvuran 18 yaşından büyük 510 gönüllü katılımcı ile yapıldı. BKİ, 25.0 kg/m2‘den küçük olan 150 kişi normal kilolu olan kontrol grubu, BKİ 25.0-29.9 kg/m2 arasındaki 130 kişi aşırı kilolu grubu, BKİ 30.0 kg/m2 den büyük olan 230 kişi ise obez grubu oluşturdu. Olguların ayrıntılı dermatolojik muayeneleri yapılarak veriler kaydedildi.
Bulgular: Çalışmaya 194'ü erkek, 316‘sı kadın toplam 510 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması kontrol grubunda 32.05±10.9, aşırı kilolu grubunda 44.91±13.4 ve obez grubunda 39.78±16.4 idi. Çalışmada, aşırı kilolu ve obez grupta en sık görülen dermatozlar sıklık sırasına göre; stria distensa 316 (%62), plantar hiperkeratoz 249 (%48.8), distrofik selülit 216 (%42.4), akrokordon 204 (%40), akantozis nigrikans 135 (%26.4), variköz ven 134 (%26.3) ve keratozis pilaris 108 (%21.2) idi.
Sonuç: Birçok dermatoz, insülin direnci ve mekanik etkilere bağlı olarak obez ve aşırı kilolularda normal kilolu kişilerden daha sık gözlenmektedir.
Background and Design: The aim of the present study is to compare dermatoses detected in overweight and obese individuals with the data obtained from individuals with body mass index (BMI) below 25.0 kg/m2 and to emphasize the effects of obesity on skin health.
Material and methods: The study was performed with 510 volunteer participants aged above 18 years, who were admitted to a policlinic. One hundred fifty individuals with normal weight who had a BMI below 25.0 kg/m2 constituted the control group, 130 individuals with BMI between 25.0-29.9 kg/m2 constituted the overweight group, and 230 individuals with BMI above 30.0 kg/m2 constituted the obese group. A detailed dermatological examination was performed and the data was recorded.
Results: A total of 510 participants, 194 males and 316 females, were included in the study. The mean age was 32.05±10.9, 44.91±13.4, and 39.78±16.4 in the control, overweight, and obese groups, respectively. The most common dermatoses in the overweight and obese groups were striae distensae in 316 individuals (62%), plantar hyperkeratosis in 249 individuals (48.8%), dystrophic cellulitis in 216 individuals (42.4%), acrochordon in 204 individuals (40%), acanthosis nigricans 135 (26.4%), varicose veins in 134 individuals (26.3%), and keratosis pilaris in 108 individuals (21.2%).
Conclusion: Several dermatoses are more frequently seen in obese and overweight individuals when compared with normal weight individuals due to insulin resistance and mechanical effects.

5.Survey study on training and implementation of dermatoallergy by the Turkish Society of Dermatology Dermatoallergy Study Group
Emel Bülbül Başkan, Teoman Erdem, Ünal Erkorkmaz, Zübeyde Ceylan Kalın, Rabia Öztaş Kara
doi: 10.4274/turkderm.82642  Pages 65 - 72
Amaç: Türk Dermatoloji Derneği Dermatoalerji Çalışma Grubu, dermatologların mevcut bilgi kaynaklarını ve pratiğini öğrenmek ve dermatoalerji alanında gelecekteki eğitim ve projeler için alt yapı oluşturmak amacıyla bir anket çalışması planlamıştır. Gereç ve Yöntem: Bu ankette toplam 42 soruda katılımcılara yama, foto yama testi, delme testi, otolog deri testi, ilaç testleri ve mesleki egzamalarla ilgili olarak uygulama yapıp yapmadıkları, yapıyorlarsa uyguladıkları endikasyonlar, kaç uygulama gerçekleştirebildikleri, eğitimlerini nereden ve nasıl aldıkları ve kullandıkları alerjen panellerine dair ayrıntılı sorgulama yapıldı. Anketler dermatoalerji grubu üyelerinin bölgelerinde kendileri tarafından uygulatıldı ve ayrıca 13-17 Kasım 2013 tarihinde Ankara’da düzenlenen 21. Lütfü Tat Sempozyumu Dermatoalerji paneli sırasında dağıtılarak veriler toplandı. Bulgular: Anket çalışmamızın sonucu dermatologların günlük pratiğinde en sık kullandıkları testlerin sırasıyla delme testi, yama testi, ilaçla deri testi, otolog serum deri testi, foto yama testi olduğunu gösterdi. Sonuç: Türkiye’deki dermatologların çoğunluğunun dermatoalerji testlerini uygulayabilecek bilgi ve beceriye sahip olduğunu saptadık. Bununla birlikte ilaçlarla deri testi, gıda ve ilaçla oral provokasyon testlerinin eğitimine yönelik uzmanlık sonrası bilimsel toplantılarla eksikliklerin giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Background and Design: The Turkish Society of Dermatology, Dermatoallergy Study Group planned a survey study to search sources of knowledge and practices of dermatologists in the field of dermatoallergy and establish a basis for further educational activities and projects. Materials and Methods: In this survey, a questionnaire consisting of 42 questions was completed by the participants for detailed evaluation of their practices of patch, photopatch, prick, autologous serum skin testing, drug tests and occupational dermatitis, indications, number of applications, background sources, and allergen panel used. The survey was carried on either under the supervision of the group members in their area or by distributing and collecting the questionnaire during the Dermatoallergy panel of the 21st Prof. Dr. Lütfü Tat Symposium held in Ankara on 13-17 November 2013. Results: The results of our survey revealed that the most commonly used tests in dermatoallergy practice were prick test, patch test, drug test, autologous serum skin testing, and photopatch test, respectively. Conclusion: We found out that most of the dermatologists in Turkey have the sufficient knowledge and practice to perform dermatoallergy tests. However, further scientific training courses on oral food challenge and drug provocation tests are required to improve the practice of dermatologists.

CASE REPORT
6.Clear cell basal cell carcinoma with neuroendocrine differentiation
Cem Leblebici, Oğuzhan Okcu, Canan Kelten, Ayşe Esra Koku Aksu
doi: 10.4274/turkderm.01069  Pages 73 - 76
Bazal hücreli karsinomlar (BHK) epidermis ya da kıl folikülündeki pluripotent kök hücreden çıkan tümörlerdir. Nadir görülen berrak hücreli varyantı gibi çok sayıda histolojik alt tipi olup nöroendokrin diferansiyasyon (NED) gibi değişik yönlere diferansiyasyon kapasitesine sahiptirler. Seksen bir yaşında kadın hasta sağ kaş üzerinde kitle şikayeti ile başvurdu. Uygulanan eksizyonel biyopsi materyalinin histolojik incelemesinde NED’i düşündüren rozet benzeri yapılar oluşturan berrak hücreli BHK görüldü. İmmünhistokimyasal çalışmada tümör hücreleri kromogranin ve CD56 ile pozitif boyandı. Bu olgu literatürde bildirilen NED gösteren ilk berrak hücreli BHK olgusudur.
Basal cell carcinomas (BCC) are tumors arising from pluripotent stem cells of the epidermis or hair follicles. There are many histological subtypes such as clear cell, a rare variant, and they have the capacity to differentiate towards distinct directions such as neuroendocrine differentiation (NED). An 81-year-old female patient presented with a mass on the lateral side of the right eyebrow. Excisional biopsy was performed. Histopathologic examination revealed clear cell BCC with prominent rosette-like structures suggesting NED. Immunohistochemically, tumor cells were positive for chromogranin and CD56. This is the first reported case of clear cell basal carcinoma with NED.

7.Intracranial hemorrhage with fatal outcome in a patient with heparin induced bullous hemorrhagic dermatosis
Aslan Yürekli, Ercan Çalışkan, Deniz Doğan
doi: 10.4274/turkderm.26779  Pages 77 - 78
Büllöz hemorajik dermatoz, heparin kullanımına bağlı nadir görülen bir yan etkidir. Biz burada enoksaparin kullanımı sonrası hemorajik bülleri gelişen bir olgu sunuyoruz. Lezyonları ilerleyen günlerde gerilemesine rağmen hasta bül oluşumunu takiben 45. günde intrakraniyal hemoraji nedeniyle kaybedilmiştir.
Bullous hemorrhagic dermatosis is a rare adverse effect of subcutaneous heparin injection. Here, we report a case of hemorrhagic bullous dermatosis occurred after enoxaparin use. The patient's lesions had resolved but she died 45 days after development of hemorrhagic bullous dermatosis due to intracranial hemorrhage.

OTHER
8.In memoriam

Pages 79 - 80
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale