E-ISSN 2651-5164 / Print-ISSN 2717-6398
TURKDERM - Turkish Archives of Dermatology and Venereology - Turkderm-Turk Arch Dermatol Venereol: 55 (4)
Volume: 55  Issue: 4 - 2021
1.Cover

Pages I - VI

EDITORIAL
2.Editorial

Pages 156 - 157
Abstract | Full Text PDF

REVIEW ARTICLE
3.In vivo reflectance confocal microscopy terminology in theTurkish language
Fezal Özdemir, Mehmet Salih Gürel, Işıl Karaarslan, Vefa Aslı Turgut Erdemir, Ayşe Esra Koku Aksu, Ayda Acar
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.77392  Pages 158 - 168
In vivo reflektans konfokal mikroskopi (RKM) bir deri lezyonunu biyopsi gerektirmeksizin hücresel düzeyde değerlendirmeye imkan veren bir tanı yöntemidir. Malign ve benign deri tümörlerinin ve inflamatuvar dermatolojik hastalıkların tanı ve takibinde invaziv olmayan yüksek çözünürlüklü görüntüleme sağlar. RKM son yıllarda tüm dünyada giderek artarak kullanılmaya başlanmıştır. RKM incelemesinde kullanılan standart terminoloji İngilizce olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada RKM kullanımında Türkçe terminoloji oluşturarak, ülkemizdeki dermatologların ortak bir dilde iletişim kurmasını sağlamak ve bu yeni tanı tekniğinin terminolojisine aşina olunması amaçlanmıştır. RKM konusunda tecrübeli altı dermatolog çalışmaya katıldı. İngilizce’de kullanılan RKM terminolojisi belirlendi ve Türkçe’ye çevrildi. Türkçe terimler ve tanımları her katılımcı tarafından gözden geçirildi ve grupta fikir birliği sağlandı. Son olarak filoloji bölümü terimlerin son halini inceledi ve çalışma sonuçlandırıldı. Çalışmanın sonucunda terimlerin tanımlamaları ve çevirileri belirlenerek Türkçe RKM terminolojisi oluşturuldu. Terimler ve açıklamaları görseller eşliğinde tabloda gösterildi. Oluşturulan Türkçe RKM terminolojisi, Türkçe konuşan dermatologların bulgularını homojen bir dilde tanımlamalarını sağlayacaktır.
In vivo reflectance confocal microscopy (RCM) is a diagnostic method to examine a skin lesion at the cellular level in vivo without biopsy. It provides non-invasive, high resolution imaging for diagnosis and follow-up of malignant, benign skin tumors and inflammatory dermatologic diseases, and its use is spreading worldwide. Standard terminology which has been used in RCM was described earlier in the English language. This study aimed to propose a Turkish terminology for RCM to allow Turkish-speaking dermatologists to communicate in a homogeneous language and familiarize themselves with the terminology of this new diagnostic technic. Six Turkish-speaking dermatologists with RCM experience participated in the study. RCM terminology used in English was determined and translated into Turkish. Turkish terms and their definitions were reviewed by each participant and the consensus was provided in the group. Finally, philology department examined the last version of the terms and the study was finalized. The terms, definitions and the translations of the terms have been identified, and the Turkish RCM terminology has been created and shown. Turkish RCM terminology will provide Turkish-speaking dermatologists to describe their findings in a homogenous language.

ORIGINAL INVESTIGATION
4.Change in dermatology practice during crisis and normalization periods after the COVID-19 pandemic and potential problems awaiting us
Çağrı Turan, Ümran Öner, Nurcan Metin
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.87269  Pages 169 - 177
Amaç: Koronavirüs hastalığı-2019 (COVID-19) sonrası kriz dönemi ve normalleşme sürecinin dermatoloji pratiğine etkisini ortaya koymayı ve böylece gelecekte karşılaşılabilecek olası sağlık problemlerine işaret etmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Şubat ve Temmuz 2020 tarihleri arasında (COVID-19 öncesi, kriz dönemi ve normalleşme süreci) dermatoloji polikliniklerine başvuran tüm hastalar çalışmaya dahil edildi. Yaş, cinsiyet, başvuru tarihleri, teşhisler ve tedavi yöntemleri gibi veriler elektronik veri tabanından alındı.
Bulgular: Normalleşme sürecindeki hasta sayısı (%32,3) kriz dönemine göre (%11,5) artarken, pandemi öncesine göre (%56,2) hala anlamlı derecede daha düşüktü. İdiyopatik jeneralize pruritus, alopesi areata ve herpes zoster gibi strese bağlı hastalıkların dağılımındaki değişimin istikrarlı bir şekilde birbirine paralel seyretmesi ve kriz döneminde ve normalleşme sürecinde sırasıyla artma ve azalma eğiliminde olması dikkat çekiciydi. Kriz dönemine yansımayan kontakt dermatit sıklığındaki artış normalleşme sürecinde belirginleşmişti (p<0,001). Uyuz oranında anlamlı bir değişiklik yoktu (p=0,276). Ancak uyuz hastalarının sayısındaki kayda değer azalma dikkat çekiciydi.
Sonuç: Strese bağlı hastalıklardaki azalma, sosyal stresin normalleşme ile azalmaya başladığını göstermektedir. Halk sağlığını ilgilendiren uyuz ve zührevi hastalıklar ihmal edilmemelidir. Hastalıkların oranları ve hasta sayısı, pandemi sonrasında karşılaşabileceğimiz sorunlar hakkında fikir vericidir. Pandemi sırasında dermatolojik hastalıkların eğilimlerini ve değişen sağlık sistemini anlamak, gelecekte karşılaşılabilecek olası sorunların çözümünü sağlayacaktır.
Background and Design: This study aimed to reveal the effects of the crisis period and normalization process after the Coronavirus disease-2019 (COVID-19) pandemic on dermatology practice to anticipate future health problems.
Materials and Methods: All patients were enrolled from the dermatology outpatient clinics between February and July 2020 (pre-COVID-19 period, crisis period, and normalization period). Data such as age, sex, application dates, diagnoses, and treatment methods were received from the electronic registration database.
Results: The number of patients in the normalization period (32.3%) increased relative to that in the crisis period (11.5%), and it was significantly lower than that before the pandemic (56.2%). Remarkably, the change in the distribution of stress-related diseases, such as idiopathic generalized pruritus, alopecia areata, and herpes zoster, stably paralleled each other and the increase and decrease trends during the crisis and normalization periods, respectively. The increase in the frequency of contact dermatitis, which was not reflected in the crisis period, became evident in the normalization period (p<0.001). No significant change was found in the rate of scabies (p=0.276). However, the number of patients with scabies was remarkably decreased.
Conclusion: The decrease in stress-related diseases indicates that social stress started to decrease with normalization. Scabies and venereal diseases, which concern public health, should not be neglected. Disease rates and the number of patients provide an idea about potential problems after the pandemic. Understanding the trends in dermatological diseases and the changing health system during the pandemic will aid in solving future problems.

5.Sun protection behaviors and its affecting factors in parents of kindergarteners
Adem Sümen, Selma Öncel
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.25428  Pages 178 - 183
Amaç: Çocukluk çağında güneş ışığına maruziyeti, yetişkinlikte deri kanseri için ana risk faktörlerinden biridir. Bu yüzden deri kanserlerini önleme kampanyalarının ana hedeflerinden biri çocukları ultraviyole (UV) ışınlarından korumaktır. Bu çalışma, anaokulunda çocuğu olan ebeveynlerin deri kanseri ile ilgili risk düzeylerini, algılarını, bilgi düzeylerini ortaya çıkarmak ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca hem kendileri hem çocukları için uyguladıkları güneşten korunma davranışlarının belirlenmesi hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki bu araştırma, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı 10 anaokulundaki çocukların ebeveynleri ile yürütülmüştür. Araştırmaya 1.147 öğrencinin ebeveyni katılmıştır.
Bulgular: Ebeveynlerin Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği puan ortalaması 13,01±3,43, Güneşten Korunma Davranış Ölçeği puan ortalaması ise 25,46±5,73 olarak bulunmuştur. Güneşten Korunma Davranış Ölçeği alt boyutları incelendiğinde; ebeveynlerin güneşten kaçınma puan ortalamasının 12,52±1,95, güneşten koruyucu ürün kullanma puan ortalamasının 7,97±4,02 ve şapka kullanma puan ortalamasının 4,95±2,58 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin çocukları için en az uyguladıkları güneşten korunma davranışı giysilerle (%37,3) ve güneş koruyucu ürünlerle korumadır (%29,0). En sık uyguladıkları koruma davranışı ise çocuklarının şapka takmalarını (%25,2) ve gölgede durmalarını (%22,0) sağlamalarıdır. Ebeveynlerin çocuklarını güneşten koruma davranışlarını çocuğunun yaşı, cinsiyeti, deri tipi, yaz mevsiminde açık alanda zaman geçirmesi, son bir yılda güneş yanığı oluşması, deri muayenesi yapması ve deri kanseri riski algısı düzeyinin etkilediği saptanmıştır (p<0,05).
Sonuç: Ebeveynlerin deri kanseri ve güneşten korunma ile ilgili bilgi düzeyleri, kendilerine ve çocuklarına yönelik güneşten korunma davranışları orta düzeydedir. Deri kanseri insidansının azaltılmasında, çocuklarda UV ışığa maruz kalmayı azaltmak için güneşten korunmada ebeveyn davranışları çok önemli olup, doğru tutum ve davranışları artırmak önemli bir strateji olacaktır.
Background and Design: Sunlight exposure during childhood is one of the main risk factors for skin cancer in adulthood. Therefore, one primary strategy to prevent skin cancer is to protect children from ultraviolet (UV) light. This study aimed to assess the risk level, perceptions, and knowledge level of skin cancer and the associated factors in parents of kindergarteners, as well as determine sun protection behaviors for both parents and their children.
Materials and Methods: This was designed as a cross-sectional study, and data were collected from the parents of children at 10 kindergartens associated with the District National Education Directorate. Parents of 1,147 students participated in the study.
Results: The Skin Cancer and Sun Knowledge Scale mean score of parents was 13.01±3.43 (range: 0-25) and the Sun Protection Behavior Scale mean score was 25.46±5.73 (range: 8-40). The sun protection behaviors that were least preferred by parents for their children were protective clothes (37.3%) and sun protection products (29.0%). The most common protection behaviors of parents involved making their child wear a hat (25.2%) and stay in the shade (22.0%). Sun protection behaviors of children were affected by the child’s age, gender, skin type, time spent in sunlight during summer, formation of sunburn during the last year, having a medical examination for skin, and skin cancer risk perception (p<0.05).
Conclusion: The parents’ knowledge about skin cancer and sun protection as well as sun protection for themselves and their children was moderate. Behaviors of parents are very important to decrease the exposure of children to UV light and reduce skin cancer incidence. Thus, improving parental behaviors is an important strategy.

6.Role of GDF-15 as an inflammatory marker in patients with psoriasis vulgaris
Mustafa Kaan Taşolar, Gamze Erfan, Onur Raimoğlu, Hülya Albayrak, Mehmet Emi&775;n Yanık
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.73444  Pages 184 - 188
Amaç: Psoriazis kronik inflamatuvar bir hastalıktır ve inflamasyon sürecinde çeşitli biyokimyasal belirteçler rol oynar. Çalışmamızda interlökin-12 (IL-12), IL-17a, IL-22 ve IL-23, yüksek-sensitif C-reaktif protein (hs-CRP), tümör nekroz faktörü-alfa (TNF-α) ve serum büyüme farklılaşma faktörü-15 (GDF-15) düzeylerini ölçtük ve serum GDF-15’in inflamasyon ve hastalık şiddeti ile ilişkisini saptamayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza plak tipi psoriazis tanısı ile 50 ardışık hasta dahil edildi. Tüm hastalar için dermatolojik incelemeler yapıldı ve psoriazis alan şiddet indeksi (PAŞİ) skorları kaydedildi. PAŞİ’si 10’un altında olan hastalar hafif (grup 1), 10 ila 20 arasında orta (grup 2) ve 20’den fazla şiddetli (grup 3) olarak kabul edildi.
Bulgular: Hasta ile kontrol grubu arasında yaş, cinsiyet, IL-17a ve IL-22 açısından herhangi bir fark izlenmedi. IL-12 ve IL-23 açısından ise istatistiksel olarak anlamlı olmayan farklılık izlendi. Fakat hs-CRP, TNF-α ve GDF-15 açısından ise iki grup arasında anlamlı farklılık mevcuttu. GDF- 15’in 3 grupta da anlamlı olarak farklı olduğu bulundu (p<0,001). PAŞİ skoru ile hastalık süresi (p=0,005), hs-CRP (p=0,003), TNF-α (p=0,002) ve serum GDF-15 düzeyleri (p<0,001) arasında anlamlı bir korelasyon gözlendi. Ciddi PAŞİ skorunu öngörebilen serum GDF-15 düzeyleri de alıcı işletim karakteristiği analizinde >1498,5 pg/mL (eğri altında kalan alan: 0,813, p<0,001) olarak bulundu.
Sonuç: PAŞİ skoruna ek olarak, GDF-15 düzeylerinin tedavi ve sistemik inflamasyonun izlenmesinde, hastalığın şiddetinin belirlenmesinde ve etkili tedavinin sağlanmasında bir rehber olabileceğini düşünüyoruz.
Background and Design: Psoriasis is a chronic, inflammatory disease, and several biochemical markers play role in its inflammatory process. This study measured the levels of interleukin-12 (IL-12), IL-17a, IL-22 and IL-23, high-sensitivity C-reactive protein (hs-CRP), tumor necrosis factor-alpha (TNF-α) and serum growth differentiation factor-15 (GDF-15) and aimed to detect the relationship of serum GDF-15 level with inflammation and disease severity.
Materials and Methods: This study included 50 consecutive patients diagnosed with plaque-type psoriasis. For all patients, dermatological examinations were performed, and psoriasis area severity index (PASI) scores were recorded. Patients with PASI <10 were considered to have mild (group 1), 10-20 moderate (group 2), and >20 severe (group 3) psoriasis.
Results: No difference was observed between the patient and the control groups in terms of age, sex, IL-17a and IL-22. A statistically nonsignificant difference was detected in terms of IL-12 and IL-23. However, there was significant difference between two groups in terms of hs-CRP, TNF-α and GDF-15. GDF-15 was significantly different in all three groups (p<0.001). A significant correlation was observed between PASI score and disease duration (p=0.005), hs-CRP (p=0.003), TNF-α (p=0.002), and serum GDF-15 levels (p<0.001). The serum GDF-15 level that can predict a high PASI score was >1498.5 pg/mL (area under the curve: 0.813, p<0.001) in the receiver operating characteristic curve analysis. This study is mainly limited by the lack of follow-up and pre- and post-treatment assessment. Inflammatory markers were measured only in the serum, and their tissue levels are unknown.
Conclusion: In addition to PASI score, GDF-15 levels can be a guide in monitoring treatment and systemic inflammation, determining the disease severity, and providing efficient treatment.

7.Evaluation of mean platelet volume and platelet count in patients with hidradenitis suppurativa
Alkım Ünal
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.95680  Pages 189 - 192
Amaç: Hidradenitis süpürativa (HS), apokrin bezlerin kronik, inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Ortalama trombosit hacminin (MPV) birçok inflamatuvar hastalık için risk faktörü olduğu ve inflamatuvar yanıtın belirteci olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, HS tanılı hastalarda MPV ve trombosit sayısı parametrelerini değerlendirmek ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Eylül 2014 ve Ekim 2019 tarihleri arasında kliniğimizde izlenen 97 HS tanılı hasta ile 78 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastaların MPV ve trombosit sayısı parametreleri retrospektif olarak karşılaştırıldı.
Bulgular: Değişkenler, hasta ve kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında MPV değeri, hasta grubunda 10,17±0,94 iken sağlıklı kontrollerde 9,53±0,63 olarak saptandı. İki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Trombosit değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: MPV düzeyleri HS tanılı hastalarda sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti. Buna dayanarak MPV değerinin bu hasta grubunda da bir inflamatuvar belirteç olarak kullanılabilir olduğunu düşünüyoruz.
Background and Design: Hidradenitis suppurativa (HS) is a chronic inflammatory condition of the apocrine glands. The mean platelet volume (MPV) is a risk factor for many inflammatory diseases and can be used as a marker of inflammatory response. This study aimed to evaluate the MPV and platelet count in patients with HS and compare them with those of healthy controls.
Materials and Methods: Between September 2014 and October 2019, 97 patients diagnosed with HS and 78 healthy controls were included. Their MPVs and platelet counts were compared retrospectively.
Results: The MPV was 10.17±0.94 in the patient group and 9.53±0.63 in the control group, with the difference being significant (p<0.05). No significant difference was noted between the groups in terms of platelet values.
Conclusion: The MPV was significantly higher in patients with HS than in healthy controls. Based on this finding, the MPV may be used as an inflammatory marker in this patient group.

8.Age distribution of psoriasis clinical types: A single center study
Hasan Alakbarov, İlgen Ertam, Ayda Acar, Bengü Gerçeker Türk, İdil Ünal
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.34032  Pages 193 - 198
Amaç: Psoriazis multifaktöriyel, kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Hastalığın klinik ve epidemiyolojik özellikleri farklı yaş gruplarında değişkenlik gösterir. Tedavi seçiminde hastanın yaşı önemli bir faktördür. Bu çalışmada psoriazis hastalarında epidemiyolojik ve klinik özelliklerin 4 farklı yaş grubunda karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Kliniğimize 2006-2016 yılları arasında başvuran psoriazis hastalarının dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Hasta dosyalarından cinsiyet, yaş, hastalık süresi, aile öyküsü, klinik psoriazis tipi, psoriazis alan ve şiddet indeksi, tırnak ve eklem tutulumu, eşlik eden komorbiditeler ve dermatozlar, kullanmakta oldukları tedaviler not edildi. Veriler 0-18, 19-40, 41-65 ve 65 yaş üzeri olmak üzere dört yaş grubunda karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.
Bulgular: Toplam hasta sayısı 374 (%54,3 erkek, %45,7 kadın) idi. Hastaların yaşları 6-85 (ortalama: 42,17±18,54) arasındaydı. Hastaların %16’sı 0-18 yaş, %26,7’si 19-40 yaş, %45,5’i 41-65 yaş arasındaydı ve %11,8’i 65 yaşın üzerindeydi. Guttat psoriazis ve jeneralize püstüler psoriazis erkeklere göre kadınlarda daha sık görüldü (p=0,001). Plak tip psoriazis tüm yaş gruplarında en çok görülen klinik tip iken, 0-18 yaş arasında guttat psoriazis sıklığı (%31,7) diğer yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı artmış saptandı (p<0,001). Tırnak tutulumu 41-65 yaş grubunda %64,7 iken 0-18 yaş grubunda %18,3 idi (p<0,001). Eklem tutulum sıklığı 0-18 yaş grubunun %1,7’sinde, 19-40 yaş grubunun %4’ünde, 41-65 yaş grubunun %8,8’inde ve 65 yaş üstünün %9,1’inde saptandı (p<0,001). Yaşla birlikte komorbidite sıklığının anlamlı olarak arttığı görüldü (p<0,001).
Sonuç: Bu çalışmada yaşın, psoriazisin klinik tiplerin dağılımı, tırnak ve eklem tutulumu, komorbiditeler ve tedavi yöntemlerinin seçiminde istatistiksel olarak anlamlı bir faktör olduğu saptanmıştır.
Background and Design: Psoriasis is a multifactorial, chronic inflammatory skin disease. Clinical and epidemiological parameters in psoriasis may vary in different age groups. The age of the patient is significant in the choice of treatment. We therefore aimed at performing a general and comparative assessment of epidemiologic and clinical parameters of patients with psoriasis according to four age groups.
Materials and Methods: We assessed the files of patients with psoriasis who applied to our clinic between 2006 and 2016. Sex, age, duration of disease, family history of psoriasis, clinical types, psoriasis area and severity index, nail and joint involvement, associated comorbidities and dermatoses, and treatments for psoriasis were obtained from the patient files. They were then evaluated comparatively in four age groups: 0-18 years, 19-40 years, 41-65 years and over 65 years.
Results: We enrolled 374 patients (54.3% male, 45.7% female). Age of the patients were between 6 years and 85 years (mean: 42.17±18.54 years), with 16% of the patients between the age of 0-18, 26.7% between 19-40, 45.5% between 41-65 and 11.8% above 65. Guttate psoriasis and generalized pustular psoriasis were observed more frequently in females (p=0.001). Plaque psoriasis was the most observed clinical type in all age groups, while between the age of 0-18 years, the frequency of guttate psoriasis (31,7%) increased significant compared to that in other age groups (p<0.001). Nail involvement in 41-65 years occurred in 64.7% of patients, while it was 18.3% in the 0-18 age group (p<0.001). Frequency of joint involvement was identified in 1.7% of the 0-18 age group, 4% of 19-40 age group, 8.8% of 41-65 age group and 9.1% of the age group above 65 years (p<0.001). Frequency of comorbidities significantly increased with increase in age (p<0.001).
Conclusion: In this study, age was noted as a significant factor in distribution of clinical types, nail and joint involvement, comorbidities and selection of treatment modalities.

CASE REPORT
9.Isotretinoin induced dysuria: A case report and review of literature about urological effects of isotretinoin
Müge Göre Karaali
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.81073  Pages 199 - 202
İzotretinoin genellikle şiddetli akne tedavisinde kullanılır. İzotretinoin ile bildirilen mukokutanöz, metabolik, nörolojik ve psikiyatrik, oftalmolojik, hematolojik yan etkiler, teratojenite gibi birçok yan etki vardır. Bunlar arasında mukokutanöz yan etkiler en yaygın olanlardır ve sıklıkla doza bağlı bir şekilde gelişirler. Burada 20 yaşında sistemik izotretinoin kullanan bir erkek hastada görülen dizüri sunulmuş olup, izotretinoinin ürolojik etkileri hakkındaki literatür gözden geçirilmiştir.
Isotretinoin is often used in the treatment of severe acne. However, many adverse reactions were reported, including mucocutaneous, metabolic, neurological and psychiatric, ophthalmologic, hematologic side effects and teratogenicity. The mucocutaneous are the most common side effects and often develop in a dose-dependent manner. I present a case of a 20-year-old male with the unusual non-specific dysuria only and review the literature on the urological effects of isotretinoin.

10.A case of Brucellosis with skin eruptions
Yeşim Akpınar Kara
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.59319  Pages 203 - 205
Brucella, dünya çapında görülen en yaygın zoonotik enfeksiyondur. Hastalığın seyri sırasında kas-iskelet, sinir, genitoüriner ve kardiyovasküler sistemleri ilgilendiren ciddi komplikasyonlarla karşılaşılabilir; ancak kutanöz komplikasyonlar nadiren bildirilmiştir. Burada vulvar bölgede apsesi ve deri purpurası olan Brucella olgusu sunulmaktadır. Deri döküntüleri ve vajinal mukozal bölge lezyonlarında Brucella’nın da ayırıcı tanıda daima akılda tutulması gereken bir enfeksiyon hastalığı olduğunu vurgulamak istiyorum.
Brucellosis is the most widespread zoonotic infection. Severe complications involving the musculoskeletal, nervous, genitourinary, and cardiovascular systems could be encountered during the course of the disease. However, cutaneous complications are rarely discussed. I present a case of Brucella with vulvar abscess and skin purpura. Brucella is an infectious disease that should always be kept in mind in the differential diagnosis of skin rashes and lesions of the vaginal mucosa.

LETTER TO THE EDITOR
11.Arbor cutis resulting from using topical imiquimod for treating actinic keratosis and squamous cell carcinoma in situ
Gülsün Hazan Tabak, Neslihan Akdoğan, Gonca Elçin
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.40370  Pages 206 - 207
Abstract | Full Text PDF

TIPS FOR INTERVENTIONAL DERMATOLOGY
12.Burrow’s graft: A simple and time-saving alternative for nasal skin repair after surgery
Leyla Huseynova Terzi, Gonca Elçin
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.41196  Pages 208 - 209
Abstract | Full Text PDF

DERMOSCOPY FOR ALL DERMATOLOGISTS
13.In misleading histories: Key role of dermoscopy
Gamze Erfan
doi: 10.4274/turkderm.galenos.2021.54936  Pages 210 - 212
Abstract | Full Text PDF

THE OBITUARY
14.Acı Kaybımız Prof. Dr. Cem Mat

Pages 213 - 214
Abstract | Full Text PDF

INDEX
15.Subject Index

Pages E1 - E3
Abstract | Full Text PDF

16.Referee Index

Page E4
Abstract | Full Text PDF

17.Author Index

Pages E5 - E6
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale