E-ISSN 2651-5164 / Print-ISSN 2717-6398
TURKDERM - Turkish Archives of Dermatology and Venereology - Turkderm-Turk Arch Dermatol Venereol: 40 (3)
Volume: 40  Issue: 3 - 2006
EDITORIAL
1.To whom could not listen
Ertuğrul H. Aydemir
Pages 78 - 80
Abstract | Full Text PDF

REVIEW ARTICLE
2.Childhood Vitiligo: Epidemiology and Etiology
Sevgi Bahadır, Savaş Yaylı
Pages 81 - 86
Çocukluk çağında ortaya çıkan vitiligo; hastalığın klinik tipi, başlangıç yeri, otoimmün hastalıklar ile birlikteliği gibi birçok konuda erişkin vitiligosundan farklı özellikler göstermektedir. Vitiligonun etyolojisi, hastalığın nedenlerini ortaya koymaya çalışan klasik teoriler ve birçok yeni teorinin varlığına rağmen hala tartışma konusudur. Hastalığın, birçok faktörün katıldığı kompleks bir sürecin sonunda ortaya çıktığı görüşü hakimdir. Bu makalede, çocuklarda ortaya çıkan vitiligoya ait epidemiyolojik özellikler ve vitiligonun etyolojisi yeni görüşler ışığında değerlendirilmiştir.
Childhood vitiligo shows different characteristics than that of adulthood in clinical types, primary localisation, association with autoimmune disorders and many other subjects.
Despite the presence of many new theories and classical ones that try to define the reasons of the disease, the etiology of vitiligo is still a subject of discussion. It is accepted that the disease occurs following a complex process including many factors.
Hereby we evaluate and discuss the epidemiologic and etiologic characteristics of the childhood vitiligo in the view of the recent relevant literature.

ORIGINAL INVESTIGATION
3.The Advantages of Using an Alcohol-Based Gel as a Contact Medium for Dermoscopy Instead of Immersion Oil
Tuğrul Dereli, Işıl Kılınç, Gülsüm Gençoğlan, Şöhret Aydemir
Pages 87 - 89
Giriş ve AMAÇ: Dermoskopun cam yüzeyi hastanın derisi ile temas etmektedir. Böylece kontamine olan dermoskop yüzeyi, bir sonraki dermoskopi hastasında infeksiyona yol açabilir. Bu çalışmada, dermoskopi esnasında immersiyon yağı yerine alkol bazlı jel kullanımının hasta derisinden dermoskop yüzeyine bakteriyel bulaşı engelleyip engellemediği araştırılmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Elli deri lezyonuna dermoskopi yapılırken dermoskopun cam yüzeyine alkol bazlı jel sürüldü. Diğer elli deri lezyonuna ise klasik immersiyon yağı sürüldükten sonra dermoskopi yapıldı. Her iki grupta da dermoskopiden hemen sonra dermoskop yüzeyinden rutin bakteriyolojik kültürler alındı. SONUÇ: Alkol bazlı jel kullanılan grupta 9 (%18), immersiyon yağı kullanılan grupta 22 (%44) aerobik bakteri üremesi saptandı (p<0.01). Alkol bazlı jel, dermoskop yüzeyine bakteri bulaşımını engelleme konusunda immersiyon yağına kıyasla çok etkili bulunmuştur.
Bacground and Design: The surface of a dermoscope can easily be contaminated with microorganisms due to contact with patient's skin and may lead to infections. MATERIAL-METHOD: To investigate the efficacy of an alcohol-based gel comparing with immersion oil for preventing contamination. One hundred cutaneous lesions were evaluated with a hand-held dermoscope. The procedure was performed by using an alcohol-based gel on the glass surface in half of the patients, and immersion oil was applied in the remainder. Specimens from the glass surface were taken for bacteriological cultures just after the dermoscopic examinations. RESULTS: There were bacterial growth in 9 (18%) in the alcohol-based group and in 22 (44%) in the immersion oil group (p<0.01). Alcohol based gel is found more efficient than immersion oil in preventing bacterial contamination of the dermoscope.

4.The Effect on Quality of Life of Narrowband UVB Therapy for Patients with Chronic Plaque Psoriasis
Gonca Gökdemir, Neslihan Fişek, Adem Köşlü
Pages 90 - 93
Giriş ve AMAÇ: Psöriazis, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir hastalıktır. Hastalıkta tam kür olmadığı için pek çok tedavi alternatifleri mevcuttur. Darbant ultraviyole B (UVB) tedavisi, avantajları ve klinik etkinliği nedeniyle son yıllarda popüler bir tedavi alternatifi olmuştur. Yerli ve yabancı literatürde bu tedavinin psoriazisli hastalardaki yaşam kalitesi üzerine etkileri ile ilgili çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, darbant ultraviyole B tedavisinin psoriazis hastalarındaki yaşam kalitesini nasıl etkilediğini araştırmaktı. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya Ekim 2004-Mayıs 2005 tarihleri arasında toplam 37 kronik plak psoriazis hastası alındı. Hastalara haftada 3 gün olmak üzere darbant UVB tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrasında PAŞİ değerleri ölçüldü, “Dermatoloji yaşam kalitesi indeksi”(DYKİ) anketi uygulandı. Tedavi sonunda her hastaya “kendilerini değerlendirme anketi” dolduruldu. Çalışmaya alınan 37 hastadan 26'sı (%70.3) tedaviyi tamamladı. SONUÇ: Çalışmanın başında ve sonunda saptanan PAŞİ ve DYKİ skorları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Çalışma sonunda hastaların 18 (%69)'i tedaviden memnun, 8 hasta (%31) ise orta derecede memnun olarak belirlendi. Psoriazis tedavisinde darbant UVB, etkin ve güvenli bir tedavi yöntemidir. Çalışmamız sonucunda tedavinin hastaların yaşam kalitesini olumlu yönde artırdığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Background and Design: Patients with psoriasis have significant impairment in their quality of life. As there is no cure for psoriasis, there are many treatment options. Narrowband UVB therapy have many advantages and therapeutic effects. So, narrowband UVB therapy for psoriasis is a popular treatment model recently. In literature, there are few data about the effect of quality of life with treatment of narrowband UVB. Our aim is to assess the relationship between changes in quality of life and severity of psoriasis after narrowband UVB therapy. MATERIALS-METHODS: A total of 37 patients with chronic plaque psoriasis were recruited to study between October 2004-May 2005. All of the patients were allocated to three times weekly treatment with narrowband UVB. All patients were assessed using psoriasis area severity index (PASI) and dermatology life quality index (DLQI) before and after treatment. All patients were asked to complete “self assessment form” questionnaire after therapy. RESULTS: Only 26 patients (70.3%) completed therapy. Disease severity and quality of life significantly improved after therapy (p<0.001). In the end of treatment, 18 patients (69%) reported a high degree of satisfaction with this therapy. CONCLUSION: Narrowband UVB therapy is safe and effective for psoriasis, and improves quality of life significantly.

5.Reliability of Turkish Version of Acne Quality of Life Scale in Patients with Acne Vulgaris
Zeynep Demirçay, Aslı Şenol, Dilek Seçkin, Figen Demir
Pages 94 - 97
Giriş ve AMAÇ: Akne, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilen bir hastalıktır. Ülkemizde, akneye özgü Türkçe bir yaşam kalite ölçeği bulunmamaktadır. Amacımız, Gupta ve arkadaşları tarafından geliştirilip, geçerli ve güvenilir olduğu kanıtlanmış olan Akne Yaşam Kalite Ölçeğinin (AYK Ölçeği) Türkçeye çevrilmesi ve güvenilirliğinin test edilmesidir. GEREÇ-YÖNTEM: Ölçeğin Türkçe şekli, uluslararası çeviri önerileri izlenerek (çeviri, kalite kontrolü, geri çeviri ve pilot çalışma) oluşturuldu ve akne polikliniğimize başvuran 120 hastaya uygulandı. Bunların 78'i ölçeği birer hafta ara ile 2 kez cevapladı; 43'ü Türkçe-Türkçe, 35'i İngilizce-Türkçe veya Türkçe-İngilizce olarak yanıtladı. Ölçeğin iç tutarlılığı ve test-tekrar test güvenilirliği için Cronbach alfa ve Pearson's korelasyon analizi kullanıldı. Ölçeğin iç tutarlılığı yeterli bulundu (Cronbach alfa = 0.84). SONUÇ: Test-tekrar test arasında güçlü doğrusal bir ilişki saptandı (Türkçe-Türkçe test için r = 0.88, p < 0.001; İngilizce-Türkçe veya Türkçe-İngilizce test için r = 0.95, p < 0.001). Bu sonuçlar, AYK Ölçeğinin Türk akne hastalarında kullanılabileceğini göstermektedir.
BACKGROUND: Acne may have a negative impact on the patients' quality of life. There is no acne specific quality of life scale in Turkish. Our purpose is to translate Acne Quality of Life scale (AQOL), reliability and validity of which have been demonstrated by Gupta et. al, into Turkish and to validate the Turkish version. MATERIAL-METHOD: Turkish version of AQOL scale was developed by following international methodological recommendations (translation, quality control, back translation and pilot test). Turkish version was given to 120 patients attending to our outpatient acne clinic. Seventy-eight of them filled the questionnaire twice with 1 week interval; 43 filled as Turkish-Turkish, 35 filled as Turkish-English or English-Turkish. Internal consistency of the scale and test-retest reliability was measured by Cronbach alpha and Pearson's correlation analysis.
RESULTS: Internal consistency of the scale was good (Cronbach alpha = 0.84). There was a high degree of test-retest reliability (r = 0.88 for Turkish-Turkish, and r = 0.95 for Turkish-English or English-Turkish.). CONCLUSION: Our results demonstrate that Turkish version of AQOL scale can be used in Turkish acne patients.

6.Melasma in Pregnancy
Suna Özdemir, Mustafa Özdemir
Pages 98 - 100
Giriş ve AMAÇ: Melazma güneş gören bölgelerde düzensiz maküler hiperpigmentasyonla karakterize sık görülen edinsel bir hastalıktır. Hastalığın gelişiminde bir çok etyolojik faktör sorumludur. Gebelikteki melazmadan (gebelik maskesi) gebelik süresince meydana gelen fizyolojik değişimler sorumlu tutulmaktadır. GEREÇ-YÖNTEM: Biz bu çalışmamızda gebelikte görülen melazmanın, cilt tipi, aile hikayesi, gebelik öncesi ve sürecinde kilo alımı, önceki gebelikleri, bebeğin cinsiyeti ve kilosu ile ilişkisini araştırmayı planladık. Çalışmaya 196 gebe alındı. 92 olguda (%46.9) gebeliğe bağlı melazma saptandı. SONUÇLAR: Gebelerde melazma gelişimi ile annede melazma varlığı ve cilt tipi 3 ile anlamlı ilişki saptanırken (p<0.05), yaş, gebelik öncesi Body Mass Index (BMI) ile gebelik sürecinde oluşan BMI, gravite, parite, çocuk cinsiyeti ve kilosu ile anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Yüz dışı tutulum sadece 1 gebede (%1) vardı. Yüzde en sık olarak (%72.8) santrofasyal tip saptandı. Gebelerde melazma gelişiminde fizyolojik faktörlerle birlikte annede melazma varlığı ve cilt tipi 3'e sahip olmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.
Background and Design: Melasma is a common acquired disorder characterized by irregular macular hyperpigmentation involving sun-exposed areas of skin. Multiple etiologic factors are responsible for the occurrence of disease. The physiologic changes in pregnancy are thought to cause melasma of pregnancy (mask of pregnancy). The purpose of this study was to investigate an association among mask of pregnancy, skin type, family history of melasma, body mass index, gravity, weight and sex of the child.
MATERIALS-METHODS: A hundred-ninety-six pregnant women were enrolled in the study. Demographic data, skin type and body mass index before and after pregnancy of the cases were noted. The clinical patterns and family history of melasma, weight and sex of the child were recorded. The findings were evaluated statistically. RESULTS: Melasma was detected in ninety-two (46.9%) pregnant women. There are significant association among melasma, positive history of melasma in mother and skin type III (p<0.05). Extrafacial melasma was noted in one case (1%). The most common type was centrofacial type (72.8%). CONCLUSION: We think that a positive history of melasma in mother and skin type III are important factors together with the physiologic changes in the occurrence of mask of pregnancy.

7.Effects of Isotretinoin on Bone Mineralization: Short and Long Term Results
Ayça Cordan Yazıcı, Nurgül Arıncı İncel, Dilek Üstünsoy, Güliz İkizoğlu, Bahar Taşdelen
Pages 101 - 104
Giriş ve AMAÇ: İzotretinoinin birçok yan etkisinin yanında kemik metabolizması üzerinde de etkileri olduğu bilinmektedir. Çalışmamızın amacı nodülokistik akne vulgaris nedeniyle izotretinoin tedavisi kullanan hastalarda tedavinin tek kürünün lomber vertebra (L2-L4) ve sol kalça bölgesindeki kemik mineral yoğunluğu (KMY) üzerine etkilerini belirlemektir.
GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya nodülokistik akne tanısı konulan 14 kadın, 12 erkek toplam 26 hasta alındı. Hastalara ortalama 0.8 mg/kg/gün izotretinoin tedavisi ortalama 5.9 ay verildi. KMY lomber vertebra, femur boynu ve Ward's üçgeninde dual enerji X-ray absorbsiyometri ile tedavi öncesi, tedavi bitiminde ve tedavi bitiminden 6 ay sonra ölçüldü. Bu ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).
SONUÇ: Sonuç olarak standart 6 aylık izotretinoin kullanımının KMY'nu etkilemediği ve osteoporoz riskini arttırmadığı düşünüldü.
Background and Design: It has been known that isotretinoin may cause a variety of skeletal side effects. The purpose of the study was to evaluate the effects of a standard, single course of isotretinoin therapy on bone mineral density (BMD) in individuals receiving isotretinoin. MATERIAL-METHOD: A total of 26 patients (12 male, 14 female) with severe, recalcitrant, nodular acne were enrolled in the study and treated with isotretinoin twice daily at the recommended total dose of approximately 0.8 mg/kg/day and for 5.9 months. The change in bone mineralization was measured by dual energy X-ray absorptiometry of the lumbar spine (L2-L4) and left hip (neck, Ward's triangle) before therapy, at the end of therapy and after six months. RESULTS: There were no statistically significant difference between pre and posttreatment BMD of the lumbar spine or hip (p>0.05). CONCLUSION: The use of standard, single course isotretinoin therapy does not appear to have any substantial adverse effect on bone mineralization.

8.Hand-Foot Syndrome Due to Capecitabine Therapy: Case Report
Gökhan Uslu, Göksun Karaman, Meltem Uslu, Ekin Şavk, Neslihan Şendur, Nezih Meydan
Pages 105 - 107
Palmar plantar eritrodizestezi sendromu olarak da bilinen el-ayak sendromu, çeşitli kemoterapi ilaçlarının kullanımı sırasında oluşan bir ilaç reaksiyonudur. Palmar ve plantar bölgelerde çeşitli derecelerde dizestezi, eritem ve ödemle beraber deskuamasyon izlenir. El-ayak sendromuyla ilişkili ilaçlar; sitarabin, doksorubisin, kapesitabin, epirubisin, florodeoksiüridin, hidroksiüre, merkaptopürin, siklofosfamid, dosetaksel, vinorelbin ve 5-FU'i içermektedir. Bu yazıda meme karsinomu nedeniyle kapesitabin tedavisi almaktayken palmar ve plantar bölgelerde diffüz eritemli ve ödemli plaklar gelişen 68 yaşında kadın hasta bildirilmektedir.
Hand-foot syndrome, also known as palmar-plantar dysestesia is a drug reaction which is characterized by dysestesia, erythema, and edema desquamation in palms of hands and soles of the feet. Cytarabine, doxorubicine, capecitabine, epirubicin, fluorodeoxyuridine, hydroxyurea, mercaptopurine, cyclophosphamide, docetaxel, vinorelbine and 5-FU are the drugs related with hand-foot syndrome. We report an 68 year old woman with breast carcinoma who developed diffuse erythematous and edematous plaques on her hands and feet due to capecitabine therapy.

9.A Case of Netherton Syndrome Associated with Aminoaciduria
Ayşe Gül Erdoğan, Deniz Balaban, Emine Derviş, Aynur Karaoğlu
Pages 108 - 110
Netherton sendromu (NS) nadir rastlanan ve otozomal resesif geçişli bir iktiyoz tipidir. Bu sendromun ana belirtileri iktiyozis linearis sirkumfleksa, yapısal kıl gövdesi anomalisi (trikoreksis invaginata) ve atopik yatkınlıktır. Bazı hastalarda nadir olarak aminoasidüri de gözlenebilir. Bu yazıda aminoasidürinin eşlik ettiği bir NS olgusu sunulmaktadır.
Netherton syndrome (NS) is a rare and autosomal recessive ichthyosiform dermatosis characterized by ichthyosis linearis circumflexa, trichorrhexis invaginata and atopic manifestations. In addition, aminoaciduria may be observed in some patients. We present here a rare case of NS associated with aminoaciduria.

10.A Case of Peristomal Pyoderma Gangrenosum Following Enterocutaneous Fistula
Mustafa Turhan Şahin, Serap Öztürkcan, Aylin Türel Ermertcan, Yamaç Erhan, Peyker Türkdoğan
Pages 111 - 113
Piyoderma gangrenozum (PG), en çok inflamatuvar barsak hastalığıyla olmak üzere, sıklıkla altta yatan sistemik hastalıklarla ilişkili olan nadir bir ülseratif deri hastalığıdır. Minör travma ve cerrahiden sonra da gelişebilmektedir. Abdominal cerrahiden sonra gelişebilen bu durumu anlatan çoğu makalede ostomi açılmasını takiben izlendiği bildirilmektedir. Peristomal piyoderma gangrenosum (PPG), inflamatuvar barsak hastalığı olan hastalarda neredeyse hiç izlenmeyen ve sıklıkla yanlış tanı konulan, daha nadir bir PG varyantıdır. Bu makalede, geçirmiş olduğu enterokutan fistül operasyon yerinde tedaviye dirençli bir PPG gelişen, 62 yaşında bir bayan hasta sunmaktayız. PPG'nin nekrotizan yumuşak doku enfensiyonunu taklit edebilmesi nedeniyle, hasta, sonunda herhangi bir düzelme olmayan, çok sayıda gereksiz cerrahi girişime maruz kalabilmektedir. Bu nadir durumun daha da alevlenmesine yol açan bir cerrahi girişimden sakınmak için, ayırt edici klinik özellikler ve bunu destekleyen histolojik tabloya dayanan bir doğru tanıya gereksinim vardır.
Pyoderma gangrenosum (PG) is an uncommon ulcerative skin disorder that is often associated with underlying systemic diseases, the most common of which is inflammatory bowel disease. It can rarely develop after minor trauma or surgery. Most reports of this condition developing after abdominal surgery have been reported following ostomy formation. Peristomal pyoderma gangrenosum (PPG), an unusual variant of PG, has been reported almost exclusively in patients with inflammatory bowel disease and is frequently misdiagnosed. We describe a 62-year-old woman with refractory PG, which has developed at surgical site of enterocutaneous fistula operation. As PG can mimic a necrotizing soft tissue infection, multiple unnecessary surgical procedures can be performed on such a patient, without improvement. A right diagnosis, based upon the distinctive clinical features and a compatible histology, is essential to avoid surgical procedure that often tends to exacerbate this unusual process.

NEW PUBLICATIONS
11.Vitiligoda Cerrahi Tedavi

Page 114
Abstract | Full Text PDF

NEWS
12.Society News

Page 115
Abstract | Full Text PDF

TURKDERM-6637
13.Kongre Takvimi

Page 116
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale